Gençmümine taşındı!

2012-02-06 08:35:00

Arkadaşlar blogcudaki değişiklikler ve yaşanan teknik sıkıntılar ve yönetimin duyarsızlığı sebebiyle blogumu www.istikametcennet.com adresine taşıdım..hepinizi orada görmek ümidiyle Allaha emanet olun.. Devamı

BLOGCUYU KINIYORUZ..

2012-01-28 07:28:00
BLOGCUYU KINIYORUZ.. |  görsel 1

Kaynak : siargunlugu.blogcu.com Devamı

Miraç’dan bize gelen hediyeler nelerdir?

2011-03-11 05:58:00

Beş vakit namaz, şirk koşmayanların Cennet’e girecekleri müjdesi ve Amennerresulü... 1Beş vakit namaz ki, aslında mükâfat itibarıyla elli vakit ibadettir. Efendimiz sanki Mirac’taki ilahi lezzeti tadınca, o imkanın, kendi istidatları nispetinde müminlere de verilmesi için niyazda bulunmuş ve niyazı kabul edilerek, o kapı, müminler için de bir ölçüde açık bırakılmıştır. Bu gerçeği de, “Namaz, müminlerin miracıdır.” diye ilân buyurmuştur. 2Şirk koşmayanların ebedî olarak Cehennem’de kalmayıp, Cennet’e girecekleri müjdesi. 3Bakara Suresi’nin son iki ayeti. Bu son iki âyet, Cibrîl vâsıtasıyla nâzil olmamış, Resûlullah Efendimiz bunları Mirac gecesinde vâsıtasız olarak işitmiştir. Bundan dolayı Bakara Suresi, Medine devrinde nazil olmuştur, ancak o takdirde bu iki âyet müstesna olarak daha önce nazil olmuş demektir. (Elmalılı) Bu duanın ruhunun anlaşılabilmesi için, bu ayetlerin Medine’ye hicretten yaklaşık bir-bir buçuk yıl önce Mirac’ta vahyedildiği göz önünde bulundurulmalıdır. O dönemde imanla küfür arasındaki çatışma çok şiddetli idi ve müminlere yapılan işkenceler en aşırı dereceye ulaşmıştı. Ve bu sadece Mekke ile sınırlı değildi. Tüm Arabistan’da bir müminin huzur içinde yaşayabileceği bir yer yoktu. Bu şartlarla başa çıkabilmeleri için Müslümanlara bu dua öğretilmişti. Allah, kuluna kendisine nasıl dua edeceğini öğrettiğinde, kul bu duanın kabul olacağından emin olabilir. Bu nedenle bu dua Müslümanlara büyük cesaret verdi ve en çok işkence gördükleri zamanlarda bile huzur içinde olmalarını sağladı. Ayrıca bu dua, onlara arzularını kontrol altında ve bu duada öğretile... Devamı

Kusursuz eş varmıdır?

2011-03-03 19:56:00

Bayanlardan biri şöyle diyor: evliliğimizin ilk günlerinde her şey çok güzeldi, yaşamdan ve beraber olmaktan tarif edilmez bir keyif almaktaydık. Her anımız mutluluk ve sevinç doluydu, sanki bu güzel günler hiç bitmeyecekmiş gibiydi, hele sorunlarla karşılaşıp anlaşmazlığa düşeceğimiz aklımızın uçundan bile geçmezdi. Tüm bunların biteceği asla aklımıza gelmezdi. Fakat hiçbir şey düşündüğümüz gibi olmadı. Evliliğin ilk yıllarının geçmesiyle yaşamın tatlılığını kaybettik, öylesine uyuşmazlıklarla karşılaştık ki, biranda kendimize bize ne oldu? diye sormaya başladık. Acaba her şey niçin bu kadar çabuk değişmişti? Evliliğimizin güzelliğini yok eden zamanın hızla akıp geçmesi mi, çocukların olması mı yoksa başkalarının hayatımıza girmesi miydi? Evlilik, insan yaşamını bir anda değiştiren büyülü bir kelime ve yaşamın tüm ihtiyacını karşılayan sihirli bir değnek değildir. Evliliğin keyifli bir hal alması için en önemli olan şey insanın eşini olduğu gibi kabul etmesidir. Tabi ki bu eşinizin saygısızlıklarını, kötü huylarını ve size karşı yapmış olduğu hataları her zaman kabul etmeniz anlamında değildir, çünkü insan eylemlerini değiştirebilir fakat öz benliğini değiştiremez, değiştiremediği boyutunu olduğu gibi kabul etmemiz gerekir. Evliliğin üzerinden yıllar geçmesi ve çocukların olması doğal olarak ilk günlerdeki tatlılığı kaybettirecektir, ama eğer evlilik temellerini sağlam bir şekilde insanları olduğu gibi kabul etme anlayışı üzerine kuracak olursak yine eski mutluluğu yakalaya biliriz. Peki, bunu nasıl yapmamız gerekir? Bunun için Louis Board Eşinizi Nasıl Kendinize Âşık Etmelisiniz? adlı kitabında Her gün bir demet çiçek alarak eşiniz eve geldiğinde ona sürpriz yapın,... Devamı

Ruh Nedir? Gerçekten Varmıdır Varsa Şekli Nedir?

2011-05-14 19:55:00

İnsanın bütün maddî ve ruhî fonksiyonları esnasında beyni hep aynı şekilde işler. Sevmede, üzülmede vesaire. Hep aynı tür işleyişle karşılaşıyoruz. Maddî izaha göre, beynin nöron havuzlanndaki moleküller bir durumda sevinirken, diğer durumda üzülüyorlar, bazen de kızıyorlar. Seven, küsen, üzülen, kızan acaba beyindeki moleküller midir? Meselâ televizyon’da film seyreden bir kimse filmin konusuna göre, bir bakıyorsunuz ağlıyor, bir bakıyorsunuz gülüyor, bir bakıyorsunuz heyecanı had safhaya ulaşıyor. Şimdi düşünecek olursak, maddeden yaratılmış olan bu beden, yani madde nasıl gülebiliyor? Nasıl ağlayabiliyor? Nasıl heyecanlanabiliyor? Hem de uzaktan seyrettiği film, madde olarak ona değmemekte yani temas etmemektedir. Maddenin hareket edebilmesi için ona maddî bir şeyin temas etmesi gerekir. Öyleyse film seyreden kişiye maddî bir temas olmadığı halde gülen, ağlayan, heyecanlanan şey nedir? Elbette ruhtur. Çünkü, madde, ağlamaz, gülmez, heyecanlanmaz. Amerikalı bir bilim adamı ruhun varlığına inanışını şöyle anlatıyor: “Bir hastayı ölmeden az önce tarttık, öldükten sonra tekrar tarttık. İkisinde de kilosu aynı idi. Acaba bundan ne çıktı ki, canlı olan beden cansız hale geldi. Ve kilosu aynı olduğu halde, hareketsiz hale geldi. Düşündük ki, bu maddeyi hareket ettiren ruhtur. Ruh çıkınca beden hareketsiz hale geldi.” Ayrıca bir ölüyü yani madde olan bir bedeni televizyonun karşısına geçirsek, filmi seyrettirsek, filmin ağlanacak yerinde ağlar mı, gülünecek yerinde güler mi? Elbette hayır. Çünkü madde ağlamaz, madde gülmez. Gülen ve ağlayan ruhtur. Ayrıca, bütün insanların beyinleri aynı şekilde işlediğine g&... Devamı

Fıkıh nedir? Akaid nedir?

2011-07-11 19:53:00

Sözlük mânâsı, söz ve fiillerin amaçlarını kavrayacak şekilde keskin derin anlayıştır. Şu âyet ve hadis'lerde geçen ve bu kökten türemiş olan kelimeler böyle bir anlamda kullanılmıştır: "And olsun ki biz, cehennem için de bir çok insan ve cin yarattık. Onların kalbleri vardır, ama anlamazlar; gözleri vardır, ama görmezler; kulakları vardır, ama işitmezler, işte bunlar hayvanlar gibi, hattâ daha da sapıktırlar, işte bunlar gafillerin ta kendileridir." (A'raf:179) "Bunlara ne oluyor ki hiç bir sözü anlamaya yanaşmıyorlar."(Nisa:78) "Allah, kime hayır murad ederse onu din'de fakih kılar." (Buhari; İlim,10-13) İşte bu, fıkh'ın sözlük mânâsıdır. İstilahî mânâsı da, bu mânânın pek dışına çıkmaz; gerçi bir özellik taşır ve şöyle tarif edilebilir: Fıkıh, şer'î-amelî hükümleri, tafsîlî (ayrı ayrı) delillerine dayanarak bilmektir. Buna göre fıkıh ilminin konusu iki kısımdan ibarettir: 1) Şer'î-amelî hükümleri bilmek. Dolayısıyla Allah'ın birliğini, Peygamberlerin gönderilişim ve Tann'dan aldıklarını tebliğ etmeleri gerektiğini, âhiret gününü ve bu günle ilgili şeyleri bilmek gibi itikadı hükümler, Fıkh'm istilahî mânâsına dahil değildir. 2) Her hükmün tafsîlî delillerini bilmek. Meselâ; "Selem" (Para peşin mal veresiye olmak üzere yapılan alım satım akdine "Selem akdi" denilir. (Çev.) Selem akdiyle bir satıştan söz edilirse, paranın akit zamanı teslim edilmesi gerekir diyebilmek için buna dair Kitab, Sünnet ve Sahabîlerin fetvalarından bir delil getirmek icab eder. Faizin azı da çoğu da haramdır deyince, buna... Devamı

Camide konuşulur mu?

2011-07-08 19:51:00

Camilerimiz, mabetlerimiz, mescitlerimiz ve ibadet yerlerimiz içimizi sonsuzluk diyarına özgü saadet ve heyecanla dolduran birer Allah evidirler. Gerçek şu ki, bizim kalbimiz de Allah evidir; içinde Allah sevilir, Allah’tan korkulur, Allah zikredilir, tefekkür edilir. Kalbimiz Allah’a dönüktür, Allah’ın nazarı her an kalbimizdedir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, kalbimiz âyine-i Samed’dir ve Allah’a mahsustur.1 O halde biz boş konuşmaktan cami dışında da hayâ etmeliyiz. Camilerin toplumun ibadet hukuku cihetini düşündüğümüzde, oraya giren herkesin kulluk duygularına saygı duymalı ve başkalarını rahatsız etmeme nezaketini de gösterebilmeliyiz. Camilerde lüzumsuz olmamak kaydıyla gerektiği zaman konuşulabilir. Toplum için ve din için önemli görülen her mesele her yerde olduğu gibi, eğer lüzum hissedilmişse camilerde de görüşülebilir. Ashab-ı Kirâm (ra) döneminde devlet işlerinin, ordu ve savaş yönetiminin, fakir ve yoksullara yardım meselelerinin, zekâtın ihtiyaç sahiplerine dağıtımı ve Müslüman’ların sair önemli işlerinin konuşulduğu, görüşüldüğü ve insanların problemlerine çözüm bulunduğu yerlerin başında camiler gelirdi. Devlet başkanı halkına camide hitap eder, halkının istek ve ihtiyaçlarını camide dinlerdi. Halk günü camide yapılırdı. Fakat sonraları nüfusun artması, camilerin ve sâir binaların çoğalması, güçler ayırımı prensibiyle binaların da belirli iş alanlarına tahsis edilmesi neticesini doğurdu ve camiler yalnız ibadet ihtiyacına tahsis edildi; sair toplum işleri için örfen başka yerler seçildi. Camilerde işin gereği olmak ve boş lâkırdı olmamak kaydıyla konuşulur; fakat boş lâkırdı yap... Devamı

Peygamberimiz (asm) neden en son gönderildi?

2011-05-13 19:49:00

“Madem Peygamberimiz (asm) kâinatın yaratılmasına sebeptir ve Allah insanlara din olarak İslâm’ı seçmiştir, o halde Peygamberimiz (asm) niye en son Peygamber gönderildi? Niye ilk olarak gönderilmedi?” 1- Allah’ın takdiri, tensibi ve zamanlaması böyledir. Beşer bu tensibe sadece boyun eğer. Eleştirmez. İlâhî takdir ve tensip eleştirilmez; olduğu gibi kabul edilir. 2- Hazret-i Muhammed (asm) kâinata rahmet olarak gönderildi.1 Ve en son gönderildi. Yani onun dini ve mesajı kâinata ve kâinatta var olan her akıl sahibine necat verecek ve tüm zamanlarda bütün insanları kurtaracak bir bilgi deposu ve merhamet hazinesi olarak, hep insanın medenî seviyesine ve akıl düzeyine uygun şekilde nâzil oldu. Eğer ilk din olarak gönderilseydi, ilk insanlarca anlaşılmaz, kavranmaz ve yaşanmazdı. Yani bu son zamana gelen Allah’ın dini ve şeriatı, ilk insanlar için teklif-i mâlâ yutak olurdu. Bu din ve kitapla Peygamberimiz (asm) ilk zamanda gelseydi, güç yetirilmeyen dinî emirlerle ve okunup anlaşılmayan âyetlerle gelmiş olurdu. Bu durumda ise bu din âlemlere necat kaynağı ve rahmet vesilesi olmazdı. Çünkü meselâ insanlar henüz sosyal hayatı teşekkül ettirmemişken zekât emri, sadaka emri, hac emri anlaşılır emirler olmazdı. İnsanların günahları henüz ayyuka çıkmamışken, Allah’ın bağışlayıcı olduğu haberi yeterince kavranmazdı. Fitne, fesat, kavga, gürültü, öfke, kin, nefret duyguları yeterince tanınmadan, yaşanmadan, bu duyguların arsızlığı bilinmeden, güler yüzlü olmanın, iyilik yapmanın, yardımsever olmanın, bağışlayıcı olmanın, hüsn-ü zan yapmanın iyi ahlâktan olduğu hakikatini insanlar tam kavrayamazlardı. Güzel ahlâk tüm üstünlükleriyle ort... Devamı

İslâm ile barışık olan felsefe hangisidir?

2011-07-14 19:47:00

Üstad Bedîüzzaman Hazretleri’ne göre, insanlık âleminde Hazret-i Âdem’den (as) beri iki büyük cereyan, iki fikir zinciri her tarafta ve her insanlık tabakasında dal budak salıp gelmiştir. Bunlar: 1- Nübüvvet, Peygamberlik silsilesi, 2- Felsefe silsilesi. Bu iki silsile ne zaman birleşmiş ise, yani felsefe dine tâbi ve dâhil olmuş ise, yani felsefe düşünce disiplininin temeline vahyin getirdiği hakikatleri almış ise, insanlık âlemi parlak günler yaşamış ve yükselmiştir. İşte bu felsefe, İslâm ile barışık olan felsefedir. Fakat ne zaman din ile felsefe ayrı gitmişlerse, bütün hayır, nur ve aydınlık din tarafında; bütün şer, dalâlet, yanılgı ve isabetsiz fikirler felsefe tarafında toplanmıştır. Netice itibariyle, felsefenin insanlığa fayda getirecek düşünceler üretmesi için, tahrif olmamış vahyi elinde bulunduran tek din olan İslâmiyet’i düşünce disiplininin temeline alması gerekli ve zorunludur.1 Dipnotlar: 1- Sözler, s. 497       Kaynak:Fıkıh.info Devamı

Boşanmak mı, sabır mı?

2011-06-24 19:46:00

Cenâb-ı Hak Cennet ehlinin, Cennette eşleriyle birlikte ebedî mutluluğa mazhar olacaklarını müjdeler. Bu müjde Kur’ân’da şöyle yer alır: “O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler. Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar. Orada onlar için her çeşit meyve vardır. Bütün arzuları yerine getirilir. Onlara Rabb-i Rahîm’den selâm da vardır.” 1 Dünyanın dikenli bağlarında acı günde, tatlı günde birlikte yaşayan, birlikte ağlayan, birlikte gülen, hayatın ve imtihanın bir gereği olarak yer yer kendilerini alıkoyamadıkları sürtüşmeleri ve tartışmaları bertaraf etmesini de başaran karı kocanın ebedî âhiret hayatında ebedî zevkleri ve ebedî güzellikleri birlikte paylaşmaları elbette müstesnâ bir ihsân-ı İlâhîdir. Bu ihsan-ı İlâhî’yi dünyadaki sabırlarının bir sonucu olarak hak ettikleri de söylenebilir. Çünkü sırf âile yuvalarının selâmeti ve huzuru için birlikte dünyanın acılı imbiklerinden süzülmüşler, birlikte ıztıraplı eleklerden geçmişler; hep ama hep birlikte sabretmişler, Allah’a birlikte dayanmışlar, Allah’tan birlikte ümit ışığı beklemişler. Öyle her sıkıntıda, her acıda, her olumsuzlukta yekdiğerini terk edip dünyevî keyfinin peşine takılıp gitmek yok elbet. Sırf dünya mutluluğu için mi yaratılmışsın ki, her konuda dünyevî kıstas ve kriterleri birinci plâna alıyorsun? Cenâb-ı Hak bazen eşlerden birisine hastalık verir, sabır ister; diğerine eşine buna rağmen sadâkat, bağlılık ve hizmet tarzında bir görev yükler ve yine sabır ister. Bazen karı-kocayı birlikte fakirlik imtihanına tâbi tutar, bazen zenginlik sınavından geçirir. Büt&... Devamı

Cehennem nerededir?

2011-02-10 19:43:00

Cehennemin yeri gaybî bir konudur. Bize bildirilmemiştir. Allah’ın mülkü pek çok geniştir. Hikmeti ve irâdesi nereyi dilerse, Cehennemi oraya yerleştirir. Biz Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat, Cehennemin şu an varlığına inanıyoruz. Fakat yeri konusunda bir şey söyleyemiyoruz. 1Âhiret âlemine ait menziller ve yerler bu dünya gözümüzle görünmezler. Ancak bazı rivâyetlerin işâretleriyle belirli ölçülerde bakılabilirler. Meselâ Peygamber Efendimiz’in (asm): “Cehennem yedinci yerin altındadır” veya “Cennet semâda, Cehennem ise yerin içindedir.” 2 ya da “Dünya sıcaklığının şiddeti Cehennemin nefesindendir” buyurduğu rivâyetleri vardır. 3 Üstad Saîd Nursî Hazretleri, Cehennemin yerin altında olduğunu haber veren hadisleri şöyle tefsîr etmiştir: Cehennem dünya ile çok yakından alâkadardır. Meselâ yazın şiddetli sıcaklığına, Cehennemin harâretindendir denmiştir. Bir diğer husus, Cehennem dünya sakinlerinden olan insanlar ve cinlerle dolacaktır. Fakat, ışığı çekildikçe, yani dünyanın gölgesi üzerine düştükçe ayın görünmediği gibi, Cehennem de perdeli ve nursuz ateş olduğu için bize dünya gözümüzle görünmez ve hissedilmez. Cehennem ikidir: Biri Küçük, diğeri Büyük Cehennemdir. Küçük Cehennem, şimdilik Büyük Cehennemin çekirdeği hükmündedir ve Büyük Cehenneme ait bazı vazifeleri Allah’ın emriyle dünyada ve berzah âleminde görmektedir. Bulunduğu yer bakımından dünya ile alâkadar olduğu haber verilen Cehennem, Küçük Cehennemdir. Küçük Cehennem yerin altında, yani merkezindedir. Nitekim jeol... Devamı

Gelinlik İslam âdeti mi?

2011-06-27 19:41:00

Gelinlik İslam âdeti mi? İslam âdetidir, kapalı yerde giydirmelidir. Yabancılara göstermemek gerekir Sual: Âriyeten gelinlik almak caiz mi? Caizdir. Verene sevap olur. Sual: Gelinlikle yabancıya resim çektirmek haram mı? Evet. Çünkü gelini yabancının gelinlikle görmesi haramdır. Sual: Dinimizde yerlere kadar sürünen şatafatlı gayrı müslimlerin de giydiği beyaz gelinlik var mıdır? Bir günlüğüne milyarlar verilip alınan bu gelinlik israf değil midir? İsraf haram olduğuna göre, buna niçin mani olunmuyor? Gelinlik elbise sünnettir. Ancak damadın da, gelinin de yeni giymesi sünnettir. Rengi beyaz olacak diye bir şey yoktur. Mubah âdetlerde gayrı müslimler gibi giyinmek günah olmaz. Fakat bugünkü gelinliklerin çoğu tesettüre uygun değildir. Üstelik gelini, gelinlik elbisesiyle yabancıların görmesi de caiz değildir. Devamı

Desenli Hayvanlar

2011-07-17 09:35:00

            Devamı

Peygamberimiz'in (s.a.v) dilinden hz.mehdi

2011-07-16 22:18:00

MEHDİ KONUSUNUN KAYNAĞI NEDİR? GÜVENİLİR KAYNAKLARA DAYANMAKTA MIDIR? Mehdiyet konusu İslam tarihinde her dönemde önemli bir yer tutmuştur. Pek çok İslam alimi, tarihçi ve araştırmacı Hz. Mehdi hakkında eserler kaleme almış ya da eserlerinde Mehdiyet konusuna önemli bir yer ayırmıştır. Bu eserler incelendiğinde, Mehdiyet konusunun tartışmaya yer bırakmayacak derecede kesinlik gösterdiği, her akıl ve vicdan sahibi Müslüman tarafından rahatlıkla anlaşılabilir. Tüm ehl-i sünnet alimleri Hz. Mehdi'nin ahir zamanda geleceği konusunda ittifak halindedirler. 2- HZ. MEHDİ İLE İLGİLİ HANGİ GÜVENİLİR KAYNAKLARDA HADİSLER RİVAYET EDİLMİŞTİR? 1) Tirmizi'nin Sünen'inde 3 tane, 2) Ebu Davud'un Sünen'inde 8 tane, 3) İbn-i Mace'nin Sünen'inde 8 tane, 4) Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde 12 tane, 5) Abdülrezzak b. Hemmam'ın el-Musannef'inde 8 tane, 6) İbn Ebi Şeyhe'nin el-Musannef'inde 14 tane, 7) İbn Hibban'ın Sahih'inde 7 tane, 8) Heysemi'nin Zevaid'inde 20 tane, 9) Suyuti'nin Cami'us Sağır'ında 8 tane, 10) El-Muttaki el-Hindi'nin Kenzü'l Ummal'inde 59 tane, 11) Hakim'in Müstedrek'inde 12 tane, 12) Deylemi'nin el-Firdevs'inde 7 tane, 13) Darekutni'nin Sünen'inde 1 tane olmak üzere, bu kaynaklarda Hz. Mehdi ile ilgili toplam 159 güvenilir hadis-i şerif bulunmaktadır. Ayrıca büyük İslam alimlerinden, İbn Kesir 3, Hafız Busuri 2, Zehebi 5, Munziri 1, Azimabadi 6, Elbani 6 güvenilir hadis-i şerife eserlerinde yer vermişlerdir. Bunlar Hz. Mehdi ile ilgili hadislerin bulunduğu güvenilir kaynakların sadece bir kısmıdır. Bunların dışında da daha pek çok güvenilir kaynakta Hz. Mehdi konusundaki hadisler ve açıkl... Devamı

Kendi Yapımım Özgün Beraat Kandili Kartları

2011-07-15 20:57:00
Kendi Yapımım Özgün Beraat Kandili Kartları |  görsel 1
Kendi Yapımım Özgün Beraat Kandili Kartları |  görsel 2
Kendi Yapımım Özgün Beraat Kandili Kartları |  görsel 3

Kendi Yapımım Özgün Beraat Kandili Kartları Devamı

Beraat Kandili Kutlama Kartarı-Yepyeni!

2011-07-15 19:39:00
Beraat Kandili Kutlama Kartarı-Yepyeni! |  görsel 1
Beraat Kandili Kutlama Kartarı-Yepyeni! |  görsel 2
Beraat Kandili Kutlama Kartarı-Yepyeni! |  görsel 3
Beraat Kandili Kutlama Kartarı-Yepyeni! |  görsel 4

Kartlar herkesin istifade etmesi için az biraz önce yapılmış oldu..Paylaşalım inşallah...         Bütün İslam Aleminin ve Mümin Kardeşlerimin Kandilini En İçten Dualarımla Kutluyorum Rahmet-Mağfiret-Bereket Getirmesini Diliyorum... Hayırlı Kandiller.. Devamı

Osmanlıda giyim nasıldı?

2011-07-15 01:22:00

Fatih Sultan Mehmed'in ölümünden sonra sarayda gelişen ölen sultanların giysilerini bohçalayarak saklama geleneği Osmanlı İmparatorluğu Dönemi işlemelerini 15. yüzyılda kısa bir boşluktan sonra 16. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar kopmadan izlememize olanak sağlamaktadır. Osmanlı sultanları giyim-kuşama önem verir, lüks kumaşlardan dikilmiş kaftanlar giyerlerdi. Onların kalite arayışları dokumacılığın gelişmesinde önemli bir yer tutar. Saray kıyafetleri ve mefruşat için kullanılan kumaşlar saray bünyesindeki atölyelerde hassa nakkaşları tarafından hazırlanan desenlere göre dokunurdu. Bu atölyeler yeterli olmadığı zamansa İstanbul ve Bursa'daki diğer atölyelere sipariş verilirdi. İpekliler devlet tarafından kontrol altında tutulur, çözgü tellerinin sayısından boyasına dek her detayın esaslarına uygunluğuna bakılırdı. Görkemli giyecekler kemha (brokar), kadife, çatma (bir kadife türü), seraser (altın ve gümüş alaşımlı telle dokunmuş ipekli kumaş), diba, atlas, canfes, tafta, vala, çuha, sof ve şal gibi kumaşlarla oluşturulurdu. Topkapı Sarayı'nın sayıları 1550'yi bulan giyim-kuşam koleksiyonu ölen padişahın üzerinden çıkan ve sahip olduğu diğer giysilerinin saklanmasıyla oluştu. Padişah elbiseleri hazine eşyası sayıldığından Hazine'de saklanırdı. Ölen sultan, hanedan mensubu yüksek rütbeli devlet memuru ve din büyüklerinin eşyalarının türbesine konulması bir gelenekti ve bu türbelerden toplanan giysiler de Saray'daki koleksiyona katılırdı. Osmanlı sarayındaki ipekli ve pamukluların bir bölümünün menşei Hint, İran ve Mısır'dır.   ... Devamı

1 Nisanın Şakasının tarihçesi;

2011-07-15 01:20:00

15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir. En sonunda 31 Mart gecesi Kalenin önüne giderek bir elinde Kur'an bir elinde İncil 'Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım' der. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kur tarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler. Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar 'Yemin etmiştiniz,bize söz vermiştiniz' dediklerinde Haçlı ordusu komutanı 'Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur' diye cevap verir ve bütün Müslümanlar orada Şehit edilir. İşte o gün bugündür 1 Nisan hristiyanlar arasında 'Hile Günü' olarak kutlanmaktadır. Maalesef hıristiyanları taklit etmeyi modernleşme sanan gafil müslümanlar arasında da yaygınlaşmış,yüzlerce, binlerce müslümanın katliam günü olan 1 Nisan'lar, bir şakagünü olarak kutlanmaktadır. Saygı ve selamlar... Devamı

Kandiller&Teheccüd Namazı

2011-07-15 00:44:00

1.Neden Kandiller var?yani nerden türeyen bir olay? Neden sadece hanifilerde izlenen bir husus? Edindigim bilgilere göre müslümanlar,hristiyanlar gibi özel tatil günlerine özeniyorlardi,ve kandiller bundan bir bulanan bir husus,araplara göre bu bir bidat. **Kandiller dinin değil geleneğin ürünüdür. İbadet değil adettir. Bunu bilerek yapılırsa bir beis olması gerektir. Bu durumda bid'at nitemesi de yersiz kaçmaktadır. 2.Muzemmil suresinin ilk ayetlerini okuyoruz....yani sanki gece namazı farz gibi....Bir selefiyle konuştum dedi ki; 5 vakit namaz farz kılınmadan önce farzdı.. Sonra nesh (nesh mesuh Kur’anda hangi anlamda var olduğu tartışmaya girmedim) olmuş falan dedi.. Diyor ki ayetin hükmü kalkmış ama metni değil....Allahu alim... Siz ne dersiniz teheccüd namazı bize farz mı? Birde onun Peygamberimiz zamanında cemaatle kılındığına dair sahih rivayatler var mı? **a. Başta Hz. Aişe ve İbn Abbas, bazı sahabiler ve imamlar gece namazının önce farz (Hz. Aise ve İbn Abbas bir yıl, Said b. Cübeyr 9 yıl farz olarak kılındığını düşünüyor) olup surenin son ayetiyle nafileye tenzil edildiğini söylerler. Burada ihtilaf surenin 20. ayetinin ana bölümden ne kadar sonra indiği ile alakalıdır. b. Çoğunluk/cumhur son ayetin Medine'de indiği görüşündedir. Dolayısıyla çoğunluğa göre teheccüd Medine'ye kadar farz olmuş olmalıdır. c. Son ayetin 9 yıl sonra veya Medine'de indiği görüşüne itirazım vardır. Bunu söyleyenler ayetteki "Allah yolunda savaşacaklar" ve "zekatı verirler" ibarelerine istinat etmişlerdir. Oysa ki bölümün başında ALIME EN SEYEKUNE (Allah onların gün gelip .... olacağını bildi) ibaresi şüpheye meydan bırakmayacak kadar açıktır ve burada gelecekten ihbar vardır. d. ... Devamı