Kabe etrafındaki yapılanma üzücü

2011-06-03 18:36:00

  Yoruma gerek yok aslında. Ka’be, güzel Ka’be demir yığınlarının arasında bırakılmış durumda. Mescid-i Haram’ın etrafı bu ve benzeri otellerle dolu. Kutsal mekanları ziyaret eden kardeşlerimiz bu görüntü karşısında üzülüyor..denmiş İman Ehli'nde.. Aynen katılmamak mümkün değil..sevgili Kabemiz dünyanın en değerli yapısı konumundadır..ortaya çıkması gereken o olmak yerine çevredeki yapılandırma ve inşaat azgınlığı sonucu farkedilmeyen tek yapı olmuş..yani bilmeyen habersiz birine bu yerin ilgi çekici yapısı,İslam aleminin kalbi işte burada atıyor dense..şöyle bir gözünü gezdirip..nerede??..diye sorar heralde.. Ha bu tür yerleşim yerleri(oteller)olmamalı mı?..tabii ki olmalı sonuçta kaçınılmaz bir ihtiyaçtır karşılık bekleyen,milyonlarca din kardeşlerimize hizmet veren bu tür yerler lakin Kabemizin bu kadar yakınında olmak zorunda değil..yoksa..oda fiyatı Kabeye yakınlığıyla mı biçiliyor..acaba?   Devamı

“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması

2011-04-04 07:24:00

Geçtiğimiz ay Milliyet Gazetesi türbanla ilgili bir araştırma konusu yayınladı. Haberin çarpıcı olan vurgusuna göre Türkiye’de türban takma oranı 2003 yılında % 3,5 iken 2007 yılına gelindiğinde bu oran % 16,2’yi bulmuştur. Yani burada 4,7 kat bir artışın altı çizilmektedir. Bu durumda laikliğin farklı bir tanımına inanlar için tehlike çanları çalmaktadır. Türkiye hızla İran’a dönmektedir. Bu veri aslında şu şekilde okunabilir. Bence bu yaklaşım daha doğrudur. Türkiye’nin bir nüfus artışı vardır ve demek ki ülkemize reşit olarak dâhil olan bireyler son dört yılda türban takma tercihini kullanmaktadır. Yani 2003 yılında örtünmeyenlerin oranının % 35,8’den %30,6’ya inmesinin sebebi tercihlerini değiştirmek değil, artış oranına göre örtünmeyenlerin yüzdesinin düşmesidir. Bunu nereden anlıyoruz; araştırma verileri türban kullanımının gençlerde daha yaygın olduğunu söylüyor. Bir diğer önemli istatistik veri de örtünme tercihlerinin eğitim durumuna göre düşmesi; yani bayanların eğitim düzeyi arttıkça örtünme ihtiyaçları düşüyor. Seçimlerden sonra bir yazı yazmıştık. Türkiye’de eğitim düzeyi yükseldikçe ana muhalefet partisine oy verenleri oranı, tersi durumda da iktidar partisine oy verenlerin oranı artmaktaydı. Yani hükümet öyle bir çelişkinin ortasına düşmüştü ki, eğitim seferberliği yaparsa sahip olduğu oyları kaybedecek gibi düz mantık kurmuştuk. Bunun kısmen doğru olduğunu söyleyebiliyoruz. Aynı durumun türban konusunda da karşımıza çıkması çok da ilginç gelmiyor bize. Türkiye’de son atmış yılı iktidarda geçiren muhafazakâr partilerin ülkenin te... Devamı

Muhteşem dini stickerlar

2011-03-02 12:01:00

Devamı

5 boşanmadan birinin sebebi Facebook

2011-02-10 21:54:00

  ABD'de yapılan bir araştırma, ülkedeki boşanmaların beşte birinin sebebinin sosyal paylaşım ağı Facebook olduğunu ortaya koydu. Amerikan Boşanma Avukatları Akademisi tarafından yapılan araştırmaya göre, flört içeren mesajlar ve fotoğraflar Facebook yüzünden boşanmaların nedenlerinin başında geliyor. Araştırmada ayrıca Facebook yüzünden boşanmaların çoğuna, yıllardır görüşülmeyen eski sevgililerle temasa geçmenin de yol açtığı belirtildi. Avukatlar, boşanma davalarında Facebook'un kanıt için en büyük kaynak olduğunu, bunu MySpace ve Twitter'ın takip ettiğini bildirdi. Devamı

Limonlu odalar

2011-02-05 14:36:00

  Devamı

Mavi yolculuklar

2011-01-07 21:58:00

    Devamı

Nasıl Bir Yuva

2011-01-07 21:45:00

İnsanoğlu’nun üzerinde yaşadığı ihtiyâr dünyâmızda sosyal organizmanın en küçük hücre dokusu âiledir. Âile, insanoğlunun dünyevî huzûr ve sükûnu ile âhenk ve mutluluğu solukladığı ilk ve tek yuvadır. İnsanların olduğundan fazla görünmek kaygısı taşımadığı; her üyesinin birbirinin röntgeninden haberdar olduğu bir sevgi laboratuvarıdır. “Yuvayı dişi kuş kurar” derler. Evet, temelde kadının varlığı ve şefkatli nefesiyle oluşan âile yuvası aslında bir huzûr ve sükûn ortamıdır. Allah Teâlâ âiledeki sevgi ve güvene dayalı huzûr ve mutluluğu, kendi azametine âid bir delil, bir mucize ve âyet olarak takdîm buyurmaktadır: “Allah’ın varlığına, kudret ve kuvvetine delillerden biri de kendileriyle huzûr bulasınız ve gönül rahatlığı içinde yaşayasınız diye size kendi cinsinizden eşler yaratmasıdır. Aranıza sevgi ve şefkat duyguları koydu. Bunda düşünenler için uyarıcı ve Allah’ın varlığını kanıtlayıcı deliller vardır.” (er-Rum, 30/21) Âile Allah’ın iki nefsi, bağların kuvvetlisi ile bağladığı bir beraberliktir. Yuvanın sevgiye dayalı bu beraberliğini Allah Rasûlü de açık bir biçimde: “Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi. Güzel koku, kadın ve gözümün nûru namaz.” (İbn Hanbel, III, 199) buyurarak ifâde etmiştir. Sevginin en çok arandığı ve harç gibi bağlayıcı görüldüğü yer âile yuvasıdır. Orada sevgiyi sürekli kılan güven ve güzel geçimdir. Sevginin yerini doldurabilecek bir başka harç olmadığı gibi sevgiyi güven kadar besleyecek başka bir besin de yoktur. Aslında uyum, güven, saygı ve sevgiye dayalı evlilik kadar mutluluk veren bir başka... Devamı

Laleli Arkaplan-Duvarkağıarı

2011-01-07 11:08:00
Laleli Arkaplan-Duvarkağıarı |  görsel 1
Laleli Arkaplan-Duvarkağıarı |  görsel 2
Laleli Arkaplan-Duvarkağıarı |  görsel 3
Laleli Arkaplan-Duvarkağıarı |  görsel 4
Laleli Arkaplan-Duvarkağıarı |  görsel 5
Laleli Arkaplan-Duvarkağıarı |  görsel 6
Laleli Arkaplan-Duvarkağıarı |  görsel 7
Laleli Arkaplan-Duvarkağıarı |  görsel 8
Laleli Arkaplan-Duvarkağıarı |  görsel 9
Laleli Arkaplan-Duvarkağıarı |  görsel 10

Laleli Arkaplan-Duvarkağıarı Devamı

Bayan blogları için arkaplanlar

2011-01-07 11:01:00
Bayan blogları için arkaplanlar |  görsel 1
Bayan blogları için arkaplanlar |  görsel 2
Bayan blogları için arkaplanlar |  görsel 3
Bayan blogları için arkaplanlar |  görsel 4
Bayan blogları için arkaplanlar |  görsel 5
Bayan blogları için arkaplanlar |  görsel 6
Bayan blogları için arkaplanlar |  görsel 7

Bayan blogları için arkaplanlar Devamı

Eski lambalar

2011-01-06 21:55:00

Devamı

Eşler birbirinin kıymetini nasıl bilebilir

2011-01-06 21:41:00

  Ömür boyu mutluluk için eşler şartlar nasıl olursa olsun, birbirlerini üzecek, yıpratacak, manen çökertecek uygulamalardan uzak durmalıdır.   Ömür boyu mutluluk için eşler şartlar nasıl olursa olsun, birbirlerini üzecek, yıpratacak, manen çökertecek uygulamalardan uzak durmalıdır. Zira, evlenirken Rablerinin huzurunda ömürlerinin sonuna kadar bir arada yaşamak üzere söz vermişlerdir. Sonradan çıkan her türlü problem bizim için ancak imtihan vesilesidir. Kısmetimize razı olmalıyız ki, maddi-manevi rahat edebilelim. Birinin küskünlüğü ya da yıpranmasıyla ailenin bütün yükü diğerinin üzerine kalır. Ve kırgınlıklar zamanla daha da derinleşir. Huzursuz ailelerde psikolojik sorunlar daha fazla olur. Eşlerin birbirlerine ilgisizliği karşılıklı ihtimam eksikliğini ve bu da daha kolay hasta olmayı, hastayken daha geç iyileşmeyi netice verir. Eşlerin karşılıklı yıpranması ailenin saadetini kaçırır. En sevdiğimiz bir eşyayı bile yıpratmamaya özen gösterirken, sokaklarda kullandığımız ayakkabımıza ihtimam göstermeye çalışırken, canımızdan aziz bilmemiz gereken insanlara, ailemize karşı hoyrat davranmamız anlaşılabilir bir şey değildir. Hastalıkların en önemli sebebini moral, yıkıntı oluşturur, bu arada hastalıklar sırasında yeterince iyileşememenin en önemli sebeplerinden biri de moral eksikliğidir. Morali bozulmuş, ümitsizliğe düşmüş insanlar çok rahat hasta olur. Eşlerden biri bir kere hastalığa duçar oldu mu, hastalıklar hastalıkları kovalar ve aileler günlerinin önemli bölümünü hastane önlerinde geçirmeye başlar. Ekonomik yük ve aile düzeninin bozulması da ayrıca önemlidir.   Aile, düello yeri değildir Kıymeti bilinmeyen, ö... Devamı

Çiftler birbirini önyargı ile dinleyince...

2011-01-06 21:39:00

  Büyük umutlarla çıkılan evlilik yolculuğuna, çiftlerin birbirinden farklı ve büyük beklentileri de eklenir. Ancak, hayali kurulan yuvada ilişkiler her zaman düşünüldüğü gibi gitmeyebilir. Beraberce anlaşarak yola koyulan çiftlerin karşısına çıkan ilk sorunlardan biri yanlış anlaşılmalardır. İletişim eksikliğinden kaynaklanan bu durum, eşler arasındaki bir çok huzursuzluğun temel sebebini teşkil ediyor. Psikolog Esra Bayraktar, eşlerin birbirlerini önyargı ile dinlemelerinin iletişim kopukluğuna sebep olduğunu söylüyor. Ailedeki en önemli iletişimin çiftler arasındaki iletişim olduğunu belirten Bayraktar, evliliğin iyi gitmemesinin sebebini de çiftler arasındaki iletişimin güçlü olmamasına bağlıyor. Bayraktar'a göre, eşlerden biri ne söylerse söylesin karşısındaki onu önyargı ile dinlediği takdirde, yanlış anlaşılmaların ortaya çıkması kaçınılmaz oluyor. Konuşan kişiyi önyargısız dinlemek, eşler arasındaki iletişimi kolaylaştıran önemli bir faktör. Bu nedenle, çiftlerin birbirlerini dinlerken kötü niyet aramaması, iyi niyeti daima ön planda tutması ve dinleyen kişinin takındığı tavra dikkat etmesi gerekiyor. Eşler arasındaki iletişimde en büyük engelin bu katı duruş olduğunu ifade eden Esra Bayraktar şöyle konuşuyor: "İletişimde dinleyen kişi kadar konuşan kişinin de rolü önemli. Karşı taraftaki kişinin konuşan kişiyi anlayabilmesi için sarf edilen cümlelere dikkat edilmesi önem taşıyor. Kişi yanlış anlaşıldığı zaman, genellikle karşısındaki kişiyi suçlama yolunu seçer. Söylenilen tek şey 'Ben öyle söylemek istemedim. Sen beni yanlış anladın.' oluyor. Ancak, karşı taraftakini bu şekilde suçlamak demek, yeni bir sorunun ortaya çıkmasına meyd... Devamı

Evde yaşamın 49 püf noktası

2011-01-06 21:36:00

  İşte evinizde yaşamı kolaylaştıracak pratik ve çok kolay öneriler.   1) Gözlüğünüzün vidası çok çabuk çıkıyorsa vidayı takmadan önce,vidanın gireceği deliğe renksiz oje damlatın.Vidayı öyle takın. 2) Satın aldığınız ayakkabılar ayağınızı sıkıyor ise onları bir kaç dakika buhara tutun. 3) Makasınızı bilemek istiyorsanız,zımpara kağıdı kesin. 4) Halıdaki sigara yanıklarından,­yanık­ y­er­ler üzerinde zımpara kağıdı ile dairesel hareketler yaparak kurtulabilirsiniz. 5) Mobilyaların yerlerini değiştirdiğinizde halıların üzerinde iz bırakır.Bu izleri yok etmek için izlerin üzerine bir parça buz koyun ve erimesini bekleyin.Daha sonra üzerinde elektrik süpürgesini gezdirin.İzden eser kalmadığını göreceksiniz. 6) Fermuarlı giyeceklerinizi çamaşır makinesine koymadan önce kapalı olup olmadığını kontrol edin.Açıksa zedelenebilirler. 7) Üst üste koyduğunuz bardaklar yapışıp çıkmıyorsa bir leğenin içerisine koyun.Üstteki bardağın içerisine buz koyup leğenin içerisine yavaş yavaş sıcak su koyun.Bardakların kolayca çıktığını göreceksiniz. 8) Satın aldığınız plastik ve cam eşyalarin üzerine yapıştırılan etiketlerden kurtulmak için etiketin üzerine yemeklik margarin sürün ve 15 dakika bekletin.Bir bez ile ovalayıp yıkayın.Üzerinde hiç bir leke ve çizilme oluşmayacaktır. 9) Ütü yapmayı kolaylaştırmak ve süreyi azaltmak için ütü masasının kılıfının altına alüminyum folyo koyun.Sıcağı geri yansıtacağından ütü yapmak daha kolay olacaktır. 10) Bez pabuçların temizlenmesi sorun oluyor ise pabuçları bir yastık kılıfının içerisine koyun.Kılıfın ağzını kapayın ve çamaşır makinasında yıkayın.Yeni gibi olacaklard... Devamı

Gençler çıktıklarıyla evlenmek istemiyor

2011-01-06 21:23:00

  Günümüz gençleri, "görücü usulü" ile evlenmeyi kendilerine bir saygısızlık olarak kabul ediyor. Evlenecek yaşa gelmiş gençler, hayat arkadaşlarını seçerken (kendi deyimleri ile) "tecrübelerinin elverdiği ölçüde ´titiz´ ve ´hassas´ davranmaya çalışıyorlar. Genç erkeklerin büyük çoğunluğu okul yıllarında çıktıkları kızlarla "asla" evlenmemeye özen gösteriyorlar ve bunu da "hassasiyet" olarak isimlendiriyorlar. Çünkü genç erkekler için evlenmeyi düşündükleri kızlarda aranan en önemli özellik "ilk ve tek" olmak. Hatta yaşantı itibarı ile çok özgürce yaşayan genç erkekler bile evlenecekleri kızlarda "özel" olmayı tercih ediyor. Bundan dolayı gençler; "Eğer bir kız benimle çıkıyorsa başkaları ile de çıkabilir." diye düşünüyor. Gençlerle yapılan görüşmelerde ve terapi odalarındaki ortak itiraflarda, işte bu nedenle "çıkılan kız" ile "evlenilecek kız" arasında ciddi farklılıklar bulunuyor. Genç erkeklere göre çıkılan kız; "boş vakit geçirme" ya da "gönül eğlendirme" aracı olarak görülüyor. Genç erkeğin canı sıkıldığı an telefonda karşısına çıkabileceği, rahatlıkla her şeyini konuşabileceği, her türlü derdini açabileceği, "gel hadi" dediğinde itiraz etmeden geleceği kızlar "çıkılacak kızlar" kategorisinde yer alıyor. Aynı gençlere "Nasıl bir kişi ile evlenmek istersin?" sorusu sorulduğunda ise, "hayatında daha önce kimse olmamış" olma şartı ilk başta geliyor ve hemen diğer özellikler sıralanıyor, "gel hadi deni... Devamı

Kar manzaralari

2011-01-06 21:12:00

Devamı

Mum ve gözyaşı

2011-01-06 18:07:00

Ah şu gözlerimden dökülen âteşin daha ne vakte kadar cereyan eyleyecektir? Şu yazıları yazdığım defter ile yazıhanemin üzerini ıslatmaktan başka hiçbir şeyi müfid olmayan gözyaşlarım. Menbaınız neresidir ki bila-fasıla cereyan etmektesiniz? (14 eylül 1887) Şair Nigar Hanım’ın günlüklerinden   Mum ışığı odamı aydınlatmasa da, her akşam kitabımı onun yanında okuyorum. Geçmişten kalma bir alışkanlık belki. Annem geceleri odamın lambasının yanmasına çok kızardı ve söndürmediğim takdirde beni azarlardı. Odamın ışığını kapatarak yatmaya çekilirdi. Bende onun ardından yatağımı pencerenin kenarına ittirir ve perdeyi sonuna kadar açardım. Sırf sokağı aydınlatan sokak lambası benim odamı da aydınlatsın diye, sırf elimin altındaki bilmem hangi yazarın ne türlü zor şartlarda yazdığı kitabını okuyabileyim diye. Bazı gecelerde dolunay olurdu, ayın on dördü, on beşi, on altısı, sabaha kadar gözüme uyku girmez sayfaların arasına gömülürdüm. O günleri yad etmek adına yakıyorum odamda mumları, o güzelim günlerin tadını bir nebze hissedebileyim diye. Fakat olmuyor, yapamıyorum. Şehrin göbeğinde neon ışıkları altında Vivaldi dinleyerek Safranbolu’mun kokusunu duyamıyorum. İniltiler geliyor yığın gibi üst üste bindirilmiş dairelerden, ar damarım çatlıyor, kestirmeden sonuçlar arıyorum. Ne zaman mum yaksam odamda ateşin tonları arasında kayboluyorum. Döne döne aradığım yeşil düzlükleri görüyorum mavi ve sarı tonların ardında, yüzüme çalan hafif bir meltem oluyor etrafa yayılan hoş koku ve her ne kadar imkansız olsa da sayfalarımın üstü ıslanıyor. Aynalar. Bilmem hiç denediniz mi? iki ayna arasına yanan bir mumu koymayı ve sonsuzluğa yanan ışıkların dansını izlemeyi? Eskiden evimizin &ou... Devamı

Kaşıkçı Elması Nedir, Özellikleri Nelerdir?

2011-01-05 22:33:00

Dünyadaki en değerli eşyalarından birisini sorsanız, hiç kuşkusuz cevabımız “Kaşıkçı Elması” olur. Yıllarca Osmanlı Hazinesinin baş köşesinde kendisine yer bulan, adı dünyaca bilinen ve dünyada bir efsane haline gelen bir elmastır o. Kaşıkçı Elması adını duyanlar, bu ismi duyduklarında hemen hayallerinde zerafet, şaşaa, zenginlik ve efsaneler belirir. Peki ama nedir bu Kaşıkçı Elması denilen şey? İşte bu yazımızda bunun cevabını bulmaya çalışacağız. Topkapı müzesindeki ünlü elmasa neden “kaşıkçı elması” denildiği hakkında muhtelif hikayeler varsa da, kanımca bunların doğru olanı, elmasın kesiminin oval olması ve dolayısıyla da kaşığa benzemesindendir. Elmasın Osmanlı Sarayı’na nasıl girdiği hakkındaki bilgi de, rivayetten öte değildir. Son yıllarda yeni tartışılmaya başlanan ve doğru olması en muhtemel rivayet şöyledir: 1774 yılında Pigot adında bir Fransız subayı, bu elması Hindistan’ın Madaras Mihracesi’nden satın alıp Fransa’ya götürür. Bir zaman sonra tekrar satılığa çıkartılan elması Napolyon’un annesi satın alır ve uzun süre göğsünde taşır. Ne var ki, Napolyon sürgüne gönderildiği zaman, oğlunu kurtarabilmek için, annesi de elması mecburen satılığa çıkartır. İşte o sırada, Fransa’da bulunan Tepedelenli Ali Paşa’nın bir adamı, paşa adına 150 bin altın ödeyerek elması satın alır ve paşaya getirir. Sultan 2′nci Mahmud zamanında, Tepedelenli Ali paşa, devlete karşı ayaklandığı gerekçesiyle öldürülür, paşanın varlıklarına el konulur ve nesi var nesi yoksa Osmanlı Hazinesi’ne gönderilir. Böylelikle, Napolyon’un annesinden satın alınan “Kaşıkçı Elması” hazineye girmiş olur. Kaşıkçı elması’nın çevresini iki sıra 49 adet pırlanta kuşatmakt... Devamı

Satranç resim ve tarihçesi

2011-01-05 22:25:00
Satranç resim ve tarihçesi |  görsel 1

Satrancı ilk keşfeden kişi Hintli düşünür Herssabbin Dahire, oyunu yaygınlaştıransa Liclac İbn-i Sita isimli bir Hintlidir. Satranç, bakış açısına göre ya inanılmaz derecede eski ya da dikkate değer şekilde yenidir. Satranç kurallarının, 7. yüzyıldan günümüze kadar nasıl geliştiğinin hikayesi çok karışık ve şaşırtıcıdır: Satrancın atası MS 600'de oynanan Çaturanga isimli oyundur. Tarihçiler satrancın (daha doğrusu çaturanga'nın) din zulmünden kaçan budist rahipler yoluyla Çin'e götürüldüğünü düşünmektedirler. Çin satrancı 8. yüzyılın sonunda ortaya çıkmıştır ve onu Japon versiyonu Şogi takibetmiştir. Öteki yöne dönüldüğünde, satranç 625 yılları civarında Pers ülkesine ulaşmıştır (Bugünkü İran). Persler bu oyuna Çatrang ismini vermişlerdir.Araplar satranç hastalığına 25 yıl sonra yakalanmışlar ve Şatranc ismini vermişlerdir. Emeviler İspanya'yı 700 yılında işgal ettiklerinde, yanlarında satrancı da getirmişlerdir. Bizans İmpratorluğu ile de karşılaşma önemli bir dönüm noktasıdır. Yüzyıllarca satranç yavaş stratejik bir oyundu. 1400'lü yılların sonunda iki uzun menzilli taşın (Fil ve Vezir) icadıyla oyun hareketlendi. Oyun bu taşlarla beraber çok heyecanlı hale geldi ve bir süre sonra İspanya'dan tüm Avrupa'ya yayıldı. Rok kuralı çok daha yavaş kabul edildi. Başta Şah istisnasız en fazla bir kare ilerleyebilirdi. Ama Fil ve Vezirin oyuna dinamik bir şekilde katılımından sonra Şahın biraz yardıma ihtiyacı olduğu anlaşıldı. Orta çağlarda bir süre rok hareketi iki hamlede gerçekleştirildi. Ama 1600'lerin başında artık bir hamlede rok hareketi kural haline gelmişti. Şah ve Kalenin rok hareketiyle tam ol... Devamı

Sabah-Şafak resimleri

2011-01-05 22:16:00
Sabah-Şafak resimleri |  görsel 1

  Devamı

Yazı yazmak beyni geliştiriyor

2011-01-05 20:22:00

Hayatın her alanında klavyeler yaygınlaştıkça, kalemin sessizce günlük hayattan çıkması dikkat çekti. Ancak son yıllarda art arda yapılan araştırmalar, kalemle yazmanın beyinsel gelişim ve yaratıcılık açısından oldukça önemli olduğunu ortaya çıkardı. Klavye bağımlılığının doğurduğu tehlike özellikle çocuklar için daha büyük. Klavyeler sosyal hayat içinde daha çok yer aldıkça yeni kuşaklar daha fazla SMS ve email yazıp, daha az kalem kullanıyor. Okullarda bile artık daha çok bilgisayar klavyesi kullanılıyor. Ancak bilim insanları bunu çocukların beyin gelişimi açısından oldukça sakıncalı bir gelişme olarak görüyor. Cemal Demir Bildiriyor- Hayatın her alanında klavyeler yaygınlaştıkça, kalemin sessizce günlük hayattan çıkması dikkat çekti. Ancak son yıllarda art arda yapılan araştırmalar, kalemle yazmanın beyinsel gelişim ve yaratıcılık açısından oldukça önemli olduğunu ortaya çıkardı. Klavye bağımlılığının doğurduğu tehlike özellikle çocuklar için daha büyük. Klavyeler sosyal hayat içinde daha çok yer aldıkça yeni kuşaklar daha fazla SMS ve email yazıp, daha az kalem kullanıyor. Okullarda bile artık daha çok bilgisayar klavyesi kullanılıyor. Ancak bilim insanları bunu çocukların beyin gelişimi açısından oldukça sakıncalı bir gelişme olarak görüyor. Kalemle yazmanın çocuğun bilişsel ve beyinsel gelişimi açısından önemine işaret eden bilimsel araştırmalar, kalemle yazmanın çocuğun yaratacılığını artırdığını ve düşüncelerini aktarma yeteneği kazandırdığına dikkat çekiyor. Wisconsin Üniversitesinden psikolog Virginia Berninger, 2’nci, 4’ncü ve 6’ncı sınıfa giden ilköğrenim &o... Devamı