Nişanlıların Nikahı

2011-07-04 13:51:00

  Soru - Nişanlı çiftlerin haram işlemeksizin bir araya gelerek ko­nuşabilmeleri ve gezebilmeleri için kıyılan dinî nikahın, dinî ölçüle­rimize göre geçerliliği nedir? Nişanlılıkla birlikte kıyılan dinî nikah, nişanlıların cinsel arzu ve eylemlerine meşruiyet kazandırır mı? Cevap - Nişanlı çiftler arasında kıyılan nikah, tam bir nikahtır. Bununla nişanlılık dönemi biter, evlilik dönemi başlar. Yalnız kaç-göçün önlenmesi ve nişanlı çiftlerin haram işlemek­sizin bir araya gelerek konuşabilmeleri ve gezebilmeleri için kıyılan ayrı bir nikah çeşidi yoktur. Bir tek nikah vardır ve o nikah kıyılınca evlilik dönemi başlar. Artık kızla erkek birer nişanlı çift değil, evli çift olmuş olurlar. Bu nikahtan sonra erkek karısını kendi evine götürme hakkını elde eder. Kadın, kocasının evine gitmemek için, yalnızca mehr-i muaccelinin (yani peşin olarak ödenmesi şart koşulan mehrin) ödenmemiş olmasını engel gösterilebilir. Bundan başka hiç bir şey ileri sürülemez. Çeyiz bitmedi, nişan töreni ya da düğün töreni yapı­lacak gibi engeller ileri sürülemez. Eğer düğün yapılacaksa derhal ya­pılır ve koca karısını evine götürür. Mehir, bilindiği gibi erkeğin karısına vermek zorunda olduğu bir maldır. Tarafların anlaşmasına ya da örfe göre bir kısmı peşin bir kısmı da daha sonra ödenebilir. Tamamının peşin olması veya ta­mamının daha sonra ödenmesi şartını koşmak da caizdir. Nikah sı­rasında mehrin tamamının veya bir kısmının peşin olması şartı geti­rilmişse kadın, kocasına teslim olmak için bu şartın yerine getiril­mesini isteyebilir. Bu şart yerine gelince kadının ileri sürecek bir şeyi kalmaz. Kadının babası, kardeşleri ya da... Devamı

Helal Gıda Araştırmaları

2011-07-04 13:47:00

  “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarını yiyin. Şeytan’ın izinden gitmeyin. O sizin açık düşmanınızdır.” (Bakara, 2/168) Hayatta kalabilmek için beslenmek zorunda olan insan, bu ihtiyacını çeşitli şekillerde karşılayabilmektedir. Ama her beslenen, doğru beslenemediği için çeşitli rahatsızlıkların görülmesi de kaçınılmaz olmuştur. Özellikle içinde bulunduğumuz son zamanlarda, sağlıksız beslenme sonucunda görülen hastalıkların sayısı hayli artmış durumdadır. Mesela güncel bir istatistik sonuçları şöyledir: “Britanya Kalp Vakfı istatistiklerine göre, kardiyovasküler (kalp ve damarla ilgili) hastalıklar (KVH) dan ölen insanların üçte biri düzensiz ve bilinçsiz beslenme sonucu hayatlarını kaybediyorlar. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün verilerine göre, bir yılda 16,7 milyon insan KVH’den, 7,9 milyon insan kanserden hayatını kaybediyor. Türk Kalp Vakfı verilerine göre sadece Türkiye’de her 2,5 dakikada bir insan, kalp damar hastalıklarından hayatını kaybediyor. Avrupa ülkelerinde 25 milyon diyabet hastası var, 200 milyon insan da obezite sınırında. Bu hastalıklarla mücadele etmek için harcanan para çok büyük miktarlara ulaşıyor.”[1] Görüldüğü gibi sağlıksız beslenme, bir hayli insan ve oldukça büyük miktarlarda para ve iş gücü kaybına yol açmaktadır. Dolayısıyla bu, toplumun en küçük ferdinden süper güç konumunda olan devletlere kadar maddi-manevi etkisi olan bir sorun haline gelmiştir. İşin sağlık yönü kısaca böyle olmakla birlikte, dini boyutu da oldukça önemlidir. Zira dindar ve özellikle de Müslüman olan insanlar i... Devamı

İngiliz kadınların İslamiyetle değişimi

2011-07-04 13:44:00

Son on yılda Müslüman olan İngiliz sayısı, önceki on yıla göre iki kat arttı. İslamiyet’i seçen İngilizler’in üçte ikisi kadın. İngiltere’de Müslümanlığı seçenlerle yapılmış en kapsamlı araştırma:   İngiltere’de İslamiyet’i seçenler hakkında özel bir araştırmaya yer verdi. ‘İki kültür arasında kalmak’ başlığıyla sunulan araştırma İngiltere’de Müslümanlığı seçenlerle şimdiye dek yapılmış en kapsamlı araştırmalardan biri. Araştırmanın sonuçlarına yer verilen özel dosya oldukça ilginç sonuçları ortaya koyuyor.   Faith Matters isimli vakfın araştırmasına göre İngiltere’de son on yılda İslamiyet’e geçenlerin sayısı bir önceki on yıla göre iki kat artmış ve 100 bini bulmuş. Geçtiğimiz yıl Müslüman olanların sayısı ise 5 bin 200. Bu sayının üçte ikisini kadınlar oluşturuyor.   Müslüman olan İngilizler’in ortalama yaşı 27 buçuk ve bu grubun üçte ikisi kadınlardan oluşuyor. İslamiyeti seçen kadınların hemen hepsi başörtüsü takıyor. İngiliz kadın müslümanlar peçe ya da nikab gibi yüzü tümüyle kapayan kıyafetleri ise tercih etmiyor, ancak takılma hakkına saygı duyuyor.   Haberde ayrıca, İslamiyet’i tercih eden İngilizlerin oldukça zor bir durumda kaldıkları yorumuna da yer verilmiş. Çünkü bu kişiler yeni dahil oldukları müslüman toplumu tarafından kolaylıkla kabul edilmedikleri gibi yakın çevreleri tarafından da dışlanıyorlar.           Kaynak:İslam Denizi ... Devamı

Osmanlı Edebi

2011-07-04 13:25:00

Eskiden "Kapıyı kapat!" denilmezmiş. Allah (cc) kimsenin kapısını kapatmasın diye düşünülürmüş. "Kapıyı ört, ya da sırla" denilirmiş. Kapının kapanmadan yavaşça örtülmesi edebdenmiş.   “Lambayı söndür” demezlermiş. Allah (cc) kimsenin ışığını söndürmesin. "Lambayı dinlerdir" derlermiş. Lamba yakılmaz, uyandırılırmış.   Uyuyan birisi uyandırılmak İçin sarsılmaz veya adı ile çağırılmazmış. "Agâh ol erenoler" derlermiş. Nezaket, incelik, edeb her işin başı imiş de ondan... Ona eren uyanık olurmuş. İnsanların sözü kesilmez, işaret ve işmar edilmez, fısıltılar, gizli konuşmalar hoş karşılanmazmış.   Hanımlar beylerine "Efendi" derlermiş, "siz" derlermiş. Hanımefendiliklerini gösterirlermiş.   Gezerken yere yumuşak basılır, ses çıkarmamaya çalışılırmış. Yerdeki haşerata basmamaya özen gösterdiği için adı "Karınca basmaz Efendi” ye çıkan insanlar varmış.   Kapıdan çıkarken arkasını dönmemek, geri geri çıkmak edebdenmiş.   Kapı eşiğindeki misafirlere ait ayakkabılar, dışarıya doğru değil, içeriye doğru çevrilirmiş. "Git bir daha gelme!" der gibi değil de. "Gitsen de ayağının yönü buraya dönük olsa" dercesine dizilirmiş.   Canlı cansız her şeyin bir hatırı varmış. Eskiler hayatı o kadar nurani, o kadar temiz, o kadar manâlı yaşarmış.   Üstad Necip Fazıl bu hali “Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler, Ölçülü uzaklıkta yakın beraberlikler." diye tarif eder. ... Devamı

Mimar Sinan-Hayatı

2011-07-04 13:22:00

Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu. Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a getirildi. Zeki, genç ve dinamik olduğu için seçilenler arasındaydı. Sinan, At Meydanı’ndaki saraya verilen çocuklar içinde mimarlığa özendi, vatanın bağlarında ve bahçelerinde su yolları yapmak, kemerler meydana getirmek istedi. Devrinin mahir ustaları mahiyetinde han, çeşme ve türbe inşaatında çalıştı. 1514’te Çaldıran, 1517’de Mısır seferlerine katıldı. Kanunî Sultan Süleyman zamanında yeniçeri oldu ve 1521’de Belgrad, 1522’de Rodos seferinde bulunarak atlı sekban oldu. 1526’da katıldığı Mohaç Meydan Muharebesinden sonra sırası ile acemi oğlanlar yayabaşılığı, kapı yayabaşılığı ve zenberekçibaşılığa yükseldi.  1532’de Alman, 1534’de Tebriz ve Bağdat seferlerinden dönüşte “Haseki” rütbesi aldı. Bağdat seferinde Van Kalesi Muhasarasında, göl üzerinde nakliyat yapan kalyonlara top yerleştirdi.  Korfu, Pulya (1537) ve Moldovya (1538) seferlerine katılan Mimar Sinan, Moldovya (Kara Buğdan) seferinde Prut nehri üzerine onüç günde kurduğu köprü ile Kanunî Sultan Süleyman’ın takdirini kazandı. Aynı sene başmimarlığa yükseldi.  Mimar Sinan, katıldığı seferlerde Suriye, Mısır, Irak, İran, Balkanlar, Viyana’ya kadar Güney Avrupa’yı görüp mimari eserleri inceledi ve kendisi de birçok eser verdi. İstanbul’da devrin en meşhur mimarları ile Bayezid Camii’nin ustası Mimar Hayreddin ile tanıştı.  Bazı Eserleri  Sinan’ın mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar Halep’de Hüsreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Paşa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesi’dir.  Mimarbaşı olduktan sonra verdiği ü... Devamı

Insanlığın En Muhteşem Harikası

2011-07-04 13:16:00

Osmanlı içtimai yapısı üzerine uzman olan Erlanyen Üniversitesi profesörlerinden Hutterrohta : ...... "Osmanlı Devleti, geniş topraklarını ve üzerindeki çeşitli kavimleri, Topkapı Sarayı'ndan mükemmel bir şekilde idare ediyordu. O saray da batıdaki en mütevazi bir derebeyinin sarayı kadar bile büyük değildi. Bu nasıl oluyordu?" diye sorulduğunda, Profesör Hutterroht'un: "Sırrını çözebilmiş değilim. 16. asırda Filistin'in sosyal yapısı üzerinde çalışırken öyle kayıtlar gördüm ki hayretler içinde kaldım. Osmanlı, üç yıl sonra bir köyden geçecek askeri birliğin öyle yemeğinden sonra yiyeceği üzümün nereden geleceğini planlamıştı. Herhalde Osmanlı, devlet olarak insanlığın en muhteşem harikasıdır" diye cevap vermiştir. Devamı

Bir tesettürname

2011-07-04 13:14:00

Dünyada nice insanlar vardır ki, sesiyle, soluğuyla, insanlara ulaştırmak istedikleriyle, giyim ve kuşamlarıyla hatırlanırlar Ne, zaman onları çağın gerisine atabildi ne de aykırı düşünceler onları bu kutsi emirden yıldırabildi Bu insanlar nice gönüllere örtülü kahramanlar olarak ilmik ilmik işlendi Kimdir onlar ki “Bacımın iffeti batmakta rezilin gözüne / Acırım tükrüğe billahi! Tükürsem yüzüne” diye şaire iniltiler veren Kimdir onlar ki iffeti örtünmekten, hayayı sadakatten satın alan Kimdir onlar ki “Örtündüğüm ne utançtır, ne de özlem/ Allah’ın emridir karşı gelemem” beytini gönüllerinde hissedenEvet, onlar iffet sahiline gidecek geminin ak alınlı mürettebatıdırlar Şadırvanlar gibi ince ince çağlayan, ırmaklar gibi dupduru akan namus timsalidir onlar Açık saçıklık bize yakışmaz deyip tesettüre bürünmekten bir an bile tereddüt etmeyen, gönül bahçesinin en güzel çiçekleridir onlar Sözlerinde, özlerinde, gönüllerinde, örtülerinde imanın nurunu dalgalandıran şuur abideleridir onlar  Neydi onları bu kadar yücelten ve arş-ı âlâda alkışlarla destekleten Neydi onları âlây-ı iliyinde gezdirten Evet, onların amacı ömür ırmağını cennet gölüne akıtmaktı Çöl yanmışlığı taşıyan çatlamış yüreklere sızıntılar bırakmaktı Tesettürü unutmuş çehrelere iffet busesi kondurmaktı Dosta, düşmana tebessüm yağmurları yağdırmaktı Mânâ âlemi tarumar edilmiş bir millete iffet parıltırıları aşılamaktı Yetim kalmış derya gibi bir ümmete oluk oluk nur akıtmaktı Dikenli yollarda, zemheri soğuklarda çağları delen yüce emri unutmuş sinelere duyurmaktı  Şimdi onlar ye... Devamı

Malta'dan Kareler

2011-07-04 13:10:00

                     ... Devamı

Günahlardan Tövbe ve Hatalardan Af Dileme Duası

2011-07-03 11:44:00

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla Ey günahkârların rahmetinden imdat diledikleri, ey zorda kalanların ihsanına sığındıkları, ......ey hatalıların korkusundan feryat ettikleri, ey yalnızlık çeken gariplerin can dostu, ey sıkıntı içindeki kederlilerin kurtuluş mercii, ey yardımsız terk edilmiş kimsesizlerin medetkârı, ey kapılardan kovulmuş muhtaçların yardımcısı olan Allahım! Rahmeti ve ilmiyle her şeyi kuşatan Sensin. Nimetinden her varlığa pay ayıran Sensin. Affı cezasından daha yüksek olan Sensin. Rahmeti gazabının önünde giden Sensin. İhsanı esirgemesinden daha çok olan Sensin. Bütün yaratılmışları engin ilim ve rahmetiyle kuşatan Sensin. Lütufta bulunduklarına ceza vermek istemeyen Sensin. Kendisine karşı gelenlere ceza vermede aşırı gitmeyen Sensin! Ben ise ya Rabbî, kendisini duaya çağırıp da, çağrına, “Başım gözüm üstüne!” deyip icabet eden aciz bir kulunum… İşte ben kendimi huzuruna atmış bulunmaktayım. Günahların belini büktüğü bir kimseyim. Hatalarla ömrünü boşa tüketmiş, Sana karşı hiç kendisine yakışmazken cahilliğinden dolayı emirlerine karşı gelmiş bir günahkârım. Ya Rabbî, dua eden kuluna merhamet eder misin ki, Sana yalvarıp yakarayım? Gözyaşları içerisinde kapına geleni affeder misin ki, gözyaşlarımı sel edeyim? Zillet içerisinde yerlere yüz süreni bağışlar mısın? Sana bel bağlayarak yoksulluğunu dile getirenin ihtiyacını karşılar mısın? Ya Rabbî, Senden başka ihsan edecek kimsesi bulunmayanı eli boş çevirme. Senden başka ihtiyacı giderecek kimsesi olmayanı yardımsız bırakma. Ya Rabbî, Hazreti Muhammed ve Âline salât eyle. Ben Sana yönelmişken yüzünü benden &cced... Devamı

Dil ile ilgili atasözleri

2011-07-03 11:42:00

Dur, dinle. Hep konuşursan hiç bir şey duyamazsın.     Kızıldereli Atasözü Eğri oturalım doğru konusalım.     Türk atasözü Çok söz yalansız, çok para haramsız olmaz.    Türk atasözü Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez .    Türk atasözü           Kaynak:Dost Kelimeler Devamı

Aşık Veyselin hayatı

2011-07-03 11:40:00

Aşık Veysel Şatıroğlu Hayatı (1894 - 1973)  1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Küçük Veysel’in dünyaya geliş öyküsü, Anadolu köylerinde hemen birçok çocuğun yaşadığı olağan bir doğum biçimidir. Ama, bugün özellikle dışarıdan bakanlar için ilginçtir, olağandışıdır. Anlatmak gerekirse, annesi Gülizar Ana, Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken sancısı tutmuş, oracıkta dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş, bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye dönmüştür. Veysellere yörede “Şatıroğulları” derler. Babası “Karaca” lakaplı, Ahmet adında bir çiftçidir. Veysel’in dünyaya geldiği sıralar, çiçek hastalığı Sivas yöresini kasıp kavurmaktadır. Veysel’den önce, iki kız kardeşi çiçek yüzünden yaşamlarını yitirmiştir. Yedi yaşına girdiği 1901’de Sivas’ta çiçek salgını yeniden yaygınlaşır; o da yakalanır bu hastalığa. O günleri şöyle anlatıyor: “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım... Çiçek zorlu geldi. Sol gözüme çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bu gündür dünya başıma zindan.” Bu düşmeden sonra Veysel’in belleğine bir de renk işler: Kırmızı. Düşerken büyük bir olasılıkla elinde sıyrık oluyor, kanıyor. Bunu eşi Gü... Devamı

Kâbe'nin içi, gül suyu ile yıkandı

2011-07-03 11:38:00

Ramazan ayına hazırlık olarak Kâbe'nin içi bugün Kral Abdullah'a vekaleten Mekke Valisi Prens Halid Al Faysal tarafından zemzem karıştırılmış gül suyu ile yıkandı.  Kabe'de bulunan çok sayıda Umre ziyaretinde bulunanların büyük bir merakla izlediği Kabe'nin içinin yıkanma merasimi sonrası, Prens Halid ve beraberindeki heyet Kâbe'nin içinde namaz kıldı ve Kâbe'yi tavaf etti.  Kabe'nin yıkanma töreni, kılınan iki rekat namazla başlıyor. Daha sonra Kabe'nin iç duvarları beyaz örtülerle ve gül suyu karıştırılmış zemzem ile temizleniyor. Yerlere ise gül suyu karıştırılmış zemzem serpildikten sonra, sadece hurma yaprakları kullanılarak süpürülüyor. Kâbe'nin duvarları ve tabanı son olarak yine beyaz örtülerle kurulanıyor, gül esansı serpildikten sonra misk tütsüleri yakılıyor.  Kabe, Ramazan ayına hazırlık için yapılan bir merasimle Şaban ay ının 15'inde de yıkanıyor.  Hac döneminde Kâbe'nin ipek örtüsü de değiştiriliyor. 658 metrekare siyah renkte ve altın işlemeli olan örtünün yapımında 450 kilogram ipek ve 15 kilo altın kullanılıyor.  Geçen yıl üç milyondan fazla Müslüman'ın Hac için ziyaret ettiği Kâbe-i Muazzama, Hac dönemi dışında da dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlar tarafından ziyaret ediliyor.  Kâbe-i Muazzama, cennetten indirilen Hacer-ül Esved taşını da üzerinde taşıyor.       Kaynak:Net Gazete ... Devamı

Fine ART*Siyah Beyaz Resimler

2011-07-01 14:55:00

          Devamı

Kaptan-ı Derya Piyale Paşa'nın Vefatı

2011-07-01 14:41:00

Osmanlı Devleti'nin daha çok kara devleti olduğu şeklinde yaygın bir kanaat vardır. Ancak üç kıtada altı yüzyıldan fazla hüküm süren bir devletin güçlü bir deniz gücüne sahip olmadan bunu başarması mümkün değildir. Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren fethettiği coğrafyanın konumuna uygun bir şekilde denizcilikle ilgilenmiş, daha on beşinci yüzyıl başlarında Akdeniz'in en güçlü denizci devleti olan Venedik'le karşı karşıya gelmişti. On altıncı yüzyılda ise, başta Kemal Reis olmak üzere Barbaros Hayreddin Paşa gibi korsanlıktan gelme birçok Türk denizcisi sayesinde Osmanlı Devleti, karada olduğu gibi denizlerde de hâkimiyetini ispatlamıştı. Piyale Paşa denizcilik tarihimizin az bilinen şahsiyetlerinden biridir. Macaristan'da bir Hırvat kunduracının oğlu iken Mohaç Seferi'nden sonra devşirilerek saray hizmetine alınan ve 'Enderun' adı verilen saray akademisinde yetiştirilen Piyale Paşa, kısa zamanda gösterdiği başarılarla 1547 yılında kapucubaşı oldu. 1554 yılında Sinan Paşa'nın ölümü üzerine Kaptan-ı Deryalığa getirildi. Bu sıralarda henüz kırk yaşında bile değildi. Sinan Paşa, Barbaros Hayreddin Paşa'nın yetiştirmiş olduğu Turgut Reis ve Salih Reis gibi önemli denizcilerle beraber hareket ederek denizlerde birçok zafer kazanmaya muvaffak olmuştur. Fransa Kralı 2. Hanri'nin, Alman İmparatoru Şarlken'e karşı Osmanlı Devleti'nden yardım istemesiyle başlayan denizlerdeki faaliyetler, İtalya ve Afrika sahillerinde birçok yerin fethiyle neticelenmişti. Bunun üzerine İspanya başta olmak üzere Papalık ve İtalya'daki hükümetlerin ittifakıyla yeni bir haçlı donanması meydana getirilmiştir. 1560 yılında Cerbe Adası önünde meydana gelen deniz savaşında Osmanlı donanması Piyale Paşa kumandasında Preveze&... Devamı

Alternatif Tıp ve İstismarı

2011-07-01 14:38:00

Kronik hastalıkların teşhis, korunma ve tedavisindeki belirsizlik, bütün dünyada modern tıbbın dışındaki tedavi yollarına ilgiyi artırmıştır. Teknolojik bakımdan gelişmiş ülkelerde, bitki kaynaklı ilâç satışlarındaki artış ve alternatif tıp sahasında milyar dolarlık harcamalar, bunun müşahhas örnekleridir. Ülkemizde de tamamlayıcı hekimlik uygulamaları yaygındır. Alternatif veya tamamlayıcı tıp tedavisi, çoğunlukla bitki kaynaklı ürünlerle yapılır. Ancak yaygınlık derecesi tam olarak bilinmemektedir. Alternatif tıbbî tedavilere, ağırlıklı olarak modern tıbbın çare bulamadığı kronik hastalıklara karşı bir çözüm maksadıyla başvurulmaktadır.  Bu tedavilere ayrıca gençlik-güzellik ve muhtemel bir hastalığa karşı tedbir maksadıyla da başvurulduğu görülür.  Amerikan Tamamlayıcı Tıp Merkezi, 10 yıl süren 2,5 milyar dolarlık araştırmaları neticesi, alternatif kanser tedavilerinin birçoğunun tesirinin olmadığını veya çok az olduğunu ilmî araştırmalarla ortaya koymuştur. Pek çok alternatif tıp tedavisinin modern tıp tarafından reddedilişinin gerekçesi, pazara sürülmeden önce hastalığın tedavisinde faydalı olduğunun ilmî araştırmalarla ispatlanamamasıdır. ABD'de yaygın kullanılan 10 şifalı bitkiden sarımsak, mabed ağacı, saw palmetto ve sarı kantaron dışında kalan altısının faydalı tesirlerine dâir ya delil yoktur, veya bu konudaki veriler sağlıklı bir değerlendirme yapılamayacak kadar azdır. Modern tıpta kullanılan ilâçların hasta sağlığı için tehdit içermeyen önemsiz yan tesirlerinden ölümcül tesirlerine kadar çok çeşitli yan etkileri vardır. Ancak çoğu alternatif tıp tedavilerinin yan tesirlerine dair ise, elimizde yeterince bilgi yoktur.  Bitki kaynaklı ilâçların toksik (z... Devamı

Kalp, Nefs Ve Ruh

2011-07-01 14:34:00

  Kendimizi Tanıma Yolunda Tavsiyeli Bir Kitap: KALP, NEFS VE RUH Sufi psikolojisinde gelişim, denge ve uyum (BİR KRİTİK ANALİTİK OKUMA DENEMESİ): İbrahim İLHAN Bundan bir yıl kadar önce İskenderpaşa.com (www.iskenderpasa.com) internet sitesinde bir kitap tanıtımına rastladım. Prof.Dr. Robert Frager tarafından yazılıp, İbrahim Kapaklıkaya ‘nın çevirdiği ve Gelenek Yayıncılık ‘ın, Tasavvuf-Sufizm ve psikoloji kategorisinde neşredilen kitabın orijinal adı;” Heart, Self & Soul “, yani Kalp, Nefs ve Ruh, alt başlığı ise ;” Sufi psikolojisinde gelişim,denge ve uyum “idi. Kitabı almak için Server İletişim’e uğradığımda, bu kitabın sitede satışa sunulan diğer kitaplar arasından neden öne çıkarıldığını merak edip sordum. Bu kitap, Muharrem Nureddin Coşan Hocaefendi tarafından ‘’Kardeşlerimiz okuyup kendilerini tanısınlar’’ diye tavsiye edilmişti. Rahmetli Hocamız Prof.Dr.Mahmud Es’ad Coşan Hoca efendinin Türk Dili ve Kültürü adlı eserinde ‘’..Okunması gerekli şeyler çok fazla olduğuna göre, önce bir seçim yapmak bahis konusudur;zaman sınırlı ve kıymetli olduğu için ne tür kitapları okumamız gerektiğini düşünmek zorundayız.Bu hususta ilk tavsiye,emek çekilerek hazırlanmış, ilgililerin takdirine mazhar olmuş, ciddi kitaplar, seçtiğimiz konuya dair birinci elden kaynak eserlerin okunmasıdır.’’(1992,s.36) şeklindeki tavsiyesini de hatırlayarak kitabı heyecanla aldım ve okuma listemin ön sıralarına yerleştirdim.İnsanın kendisini tanıması yani kalbini,nefsini ve ruhunu tanıması, en öncelikli bir gayret konusu olmaya değerdi doğrusu. Kalp, Nefs ve Ruh kitabını okumaya başladığımda en çok merak ettiğim şey; bu kitabın takdire mazhar olup, tavsiye edilmesini gerektiren hususiyeti neydi ve yazarı Robert Frager kimdi? K... Devamı

Naylon poşetler hayatımızdan çıkmalı

2011-07-01 14:30:00

Naylon poşetlerin sıcakla birlikte gıdalara cıva, kurşun gibi kanserojen madde aktardığını söyleyen Dr. Nilgün Tekkeşin, koyu renkli poşetlerden uzak durulması gerektiğini ifade etti. Dr. Sami Gören ise naylon poşetlerin hayatımızdan çıkarılması için aşamalı bir yol izlenmesini ve vergi alınmasını önerdi Naylon poşetler dünyanın birçok ülkesinde sağlığa ve çevreye zararları nedeniyle yasaklanıyor. Ülkemizde küresel ısınmanın da en büyük sebebi olarak gösterilen naylon poşetlerin üretimine ve tüketimine yönelik bir yasal düzenleme bulunmuyor. Dünyadaki düzenlemelerin benzer uygulamaları ise birçok ilde belediyeler tarafından yürütülmeye çalışılıyor. Belediyeler naylon poşetin zararlarına karşı çözümü doğada çözülebilir poşetlere geçişte buluyor. Belediyeler naylon poşet kullanımını azaltabilmek için alternatif pazar torbaları dağıtıyor ve esnafa tebligat gönderilerek çevre dostu naylon poşet kullanımını artırıyor. Doğa dostu poşet ile sıradan naylon poşeti ayırt etmekte zorlanan tüketiciler kafa karışıklığı yaşarken uzmanlar tüketicileri uyarıyor: Her çevre dostu poşet tamamen sağlığa ve çevreye zararsız değil, fileli günlere geri dönün.  Çevre dostu poşetlerin de aflatoksin içerdiğini söyleyen Memorial Hastanesi Biyokimya Uzmanı Dr. Nilgün Tekkeşin, bu maddenin gıdalara teması halinde yiyeceklere kansere yol açan cıva, kurşun, kadmiyum gibi zararlı maddelerin geçtiğini belirtiyor. Tekkeşin, "Plastik maddeler, yüksek ısı ile çözündüğünde ortama yayılır. Plastik maddelerin içeriğindeki bileşenler ise kanserojendir. Dolayısıyla gıda maddelerinin saklanması esnasında uzun süreli güneş ısısı altında kalması bile bu kanserojen... Devamı

Sağlık Bakanlığı Cep Telefonu Kullanım Raporu

2011-07-01 14:26:00

Sağlık Bakanlığı, cep telefonlarının insan sağlığına etkileri konusunda yapılan araştırmaların giderek artması üzerine, hem kamuoyunun doğru bilgilenmesi hem de bizlere konuyla ilgili bilgilendirici öneriler sunmak yolunda 'Elektromanyetik Alanların Sağlık Etkilerini Değerlendirme' adını taşıyan bir  alt kurul oluşturarak, bu kurula cep telefonu kullanımının nasıl olması gerektiğini açıklayan bir rapor hazırlattı.  İşte rapordan önemli altbaşlıklar: Mümkün olduğunca kablolu kulaklıkla kullanın o yoksa da hoparlör üzerinden konuşmaya gayret edin. Telefon görüşmesi yerine mesajı tercih edin. Arama yapıldığında bağlantı kurulana kadar cep telefonunu mümkün olduğunca uzağınızda tutun. Her halükarda kalp, beyin, böbrek gibi organlarınızdan uzakta tutun. Hamileler ve büyüme/gelişme çağındaki çocuklar mümkün olduğunca uzak dursunlar. Uyurken kapatın, kapatmıyorsanız da başucunuzdan en az 1 metre uzağa koyun. Bebek odalarından uzak tutun. Hareketli araçlar içerisinde mümkün mertebe ne kullanın ne de yanınızda taşıyın. Mümkün olan her durumda cep telefonu yerine kablolu sabit telefonları tercih edin . Satın alırken tercihiniz SAR değeri düşük telefonlardan yana olsun.           Kaynak:Hayatname ... Devamı

Dolu Nasıl Oluşur?

2011-07-01 14:25:00

Bazı meteorolojisiler, dolunun, 1000-2000 metre yükselen bir sıcak hava akımı ile, inmekte olan soğuk hava akımının karşılaşması sonucu oluştuğunu düşünüyorlar. Sıcak haya akımının böyle birden ısı kaybetmesi, içindeki nemli havanın donarak, doluyu oluşturan buz tanelerine dönüşmesine yol açar. Bu istemin pek çok kez tekrarlanması sonucu ise, bildiğimiz dolu taneleri oluşur. Diğer bazı meteorolojisiler ise dolunun, havadaki bazı elektriksel oluşumlardan kaynaklandığını savunuyorlar. Neden ne olursa olsun, dolu fırtınaları her zaman için çiftçinin kötü rüyası olmuş, özellikle bağlarda büyük zararlara yol açmıştır.             Kaynak:Uzman Portal Devamı

Atatürk’ün Spor İle İlgili Sözleri

2011-07-01 14:23:00

  Türk sosyal bünyesinde spor hareketlerini düzenlemekle görevli olanlar, Türk çocuklarının spor hayatını yüceltmeyi düşünürken sadece gösteriş için herhangi bir yarışmada kazanmak azmiyle spor çizmezler. Esas olan bütün yaştaki Türkler için Beden Eğitimi sağlamaktır.       Atatürk’ün Spor İle İlgili Sözleri 2   Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler , zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben Sporcunun zeki çevik aynı zamanda ahlâklısını severim.       Atatürk’ün Spor İle İlgili Sözleri 3   Her çeşit spor faaliyetini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lâzımdır. Bu işte hükümetin şimdiye kadar olduğundan daha çok ciddi ve dikkatli davranması , Türk gençliğinin spor bakımından da milli heyecan içinde , itina ile yetiştirilmesi önemli tutulmalıdır.       Atatürk’ün Spor İle İlgili Sözleri 4   Türk milleti anadan doğma sporcudur. Henüz yürümeye başlayan köy çocuklarınıbile harman yerinde güreşirken görürsünüz. Ata en çok , ve iyi binen yalnız Türk erkekleri değildir. Türk kadınıda bu işi iyi bilir.       Atatürk’ün Spor İle İlgili Sözleri 5   Türk çocuklarına sporun bu günkü tekniğini öğretmek ve bunların bir kısmını bazı törenlerde ve bayramlarda dekor ortaya koymak gerekir. Buna lüzum var mı, yok mu ? gibi soruya söyle cevap v... Devamı