Orkide Çiçekleri

2011-07-01 14:20:00

              Devamı

Miraç Kandili Tebrik Kartları

2011-06-28 13:29:00
Miraç Kandili Tebrik Kartları |  görsel 1
Miraç Kandili Tebrik Kartları |  görsel 2

Miraç Kandilimiz Mübarek Olsun.. Devamı

İsyan etmek ne demek?

2011-06-28 07:25:00

Bir belaya, bir hastalığa isyan etmek nasıl olur? Hastayım demek isyan mıdır? İsyan etmek günah işlemek demektir. Her günah, Allahü teâlâya isyandır. (Allahü teâlâ bu hastalığı bana niye gönderdi) diye bağırıp çağırmak isyan olur. Şakik-i Belhî hazretleri, (Musibete sabretmeyip feryat eden, Allahü teâlâya isyan etmiş olur. Ağlamak, sızlamak, bela ve musibeti geri çevirmez) buyuruyor. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Allah’ın sevdikleri, belaya uğrar. Sabreden mükâfata, sızlanan cezaya kavuşur.) [İ. Ahmed] (Derdini açıklayan sabretmiş olmaz.) [İ. Maverdi] (Uğradığı belayı gizleyenin günahları affolur.) [Taberani] Âcizliğini belirtmek, dua almak, doktora hâlini belirtmek gibi hususlar için hasta olduğunu söylemek isyan olmaz. Belaya sabretmek, hattâ şükretmek lazımdır. Allahü teâlâdan gelen her şeyi severek kabul etmeliyiz. Devamı

Mirac ne demektir?

2011-06-28 07:24:00

Resulullah’ın göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir. Recebin 27. gecesidir. Resulullah’ın, Mekke’den Kudüs’e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. (Bahr) Peygamber efendimiz miracını özetle şöyle anlatıyor: Verilen Burak’a binip Beyt-ül-Makdis’e geldim. Onu, önceki Peygamberlerin bağladığı halkaya bağladım, sonra Mescide girip orada iki rekât namaz kılıp çıktım. Cebrail aleyhisselam bir kap şarap, bir kap da süt getirdi. Ben sütü seçtim. Cebrail, yaratılışa uygun olanı seçtin, dedi. Sonra bizi 1. semaya çıkardı. Gök kapısında, sen kimsin diye bir ses geldi. Ben Cebrail’im dedi. Yanındaki kim dendi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak mı gönderildi dendi. Cebrail, evet dedi. Gök kapısı açıldı. Hazret-i Âdem’le karşılaştım. Bana merhaba diyerek hayır dua etti. 2. semaya çıktık. Yine orada da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Burada iki teyze oğlu İsa ve Yahya ile karşılaştım. Onlar da bana, merhaba diyerek dua ettiler. 3. semaya çıktık. Bu kapıda da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Orada Hazret-i Yusuf’u gördüm. O da dua etti. 4. semaya çıktık. Aynı konuşmalar oldu. Kapı açıldı. Hazret-i İdris’i gördüm. O da dua etti. 5. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti. Kapı açıldı. Hazret-i Harun’u gördüm. O da dua etti. 6. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar oldu ve kapı açıldı. Hazret-i Musa’yı gördüm. Merhaba diyerek dua etti. 7. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti ve kapı açıldı. Arkasını Beyt-ül-mamura dayamış Hazret-i İbrahim’i gördüm. O da dua etti. Beyt-ül-Mamur’u görd&uum... Devamı

Kalbin Terbiyesi..

2011-06-28 07:21:00

“Kalb”, bir halden başka bir hale, bir durumdan başka bir duruma geçen, yani inkılab eden demektir. Kalp; Rahman’ın insana bahşettiği en kıymetli organdır. Maddi vücudumuzdaki kalbimiz eğer sağlıklı ise bedenimiz de sağlıklıdır. Eğer kalp bozulmaya başlamış ise bedenimiz de bozulmaya başlamış demektir. Peygamber Efendimiz (s), “İnsan vücudunda bir et parçası vardır, o düzelirse bütün vücud düzelir, o bozuk olduğunda bütün vücud ifsad olur. İyi bilin ki, işte o et parçası kalptir” (Buhari, Müslim, İbn Mace) buyurmuştur. Maddi bedenimizin olduğu gibi manevi bedenimizin de kalbi vardır. Manevi kalbimiz kirlenir ve bozulursa insanın tüm hayatı kirlenir ve bozulur. Eğer insanın kalbi tüm marazlardan ve kirlerden arınırsa hayatı doğru, güzel ve temiz olur. İşte Rahman’ın insandan beklediği de budur. Kalp, imanın ve küfrün, sevgilerin ve nefretlerin, tüm duyguların, özellikle de takvanın üretildiği yerdir. Aynı zamanda kalp, bir tatmin odasıdır. İnsanın ikna olduğu yer gerçekte akıl değil kalptir. Akıl düşünür, ölçüp biçer, elde ettiği verileri kalbe gönderir. Kalp ikna olmuş ve huzur bulmuş ise mutmain olur. Kalp, ancak Rahmanî duygularla tatmin olur. Kalbi gerçekte mutmain edecek olan ise Allah’ın zikridir. Zikir bize Allah’ı hatırlatan maddi ve manevi işaretlerdir. Aslında zikir, Allah’tan bize inen güzelliklerin tamamıdır. Biz, bize inenleri idrak ederek Rahman’a tekrar sunabilirsek gerçek kul olmuş oluruz: “Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun, kalbler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur” (Ra’d 13/28). Rahman, bizim başka şeylere yönelerek tatmin olmamızın mümkün olamayacağını söyleyerek, bize ka... Devamı

Her İnsan Bir Kapıdır,Zorla girilmez..

2011-06-28 07:19:00

Çeşit çeşit kapılar vardır. Tahta kapılar, çelik kapılar, demirden kapılar. Bazıları açıktır, bazıları yarı aralık, bazıları ise sıkı sıkıya kapalı… Şimdi de insanı kapıya benzetti ne olacak yazarımızın bu hali diyebilirsiniz. İnanın bende bilmiyorum. Yol, aşure, kremalı bisküvi falan derken şimdide kapılar üzerine bir yazı ile çıkıyorum karşınıza… Her insanın diğeriyle kurduğu ilişkide sınırları vardır. Bu sınırlar zorla geçildiğinde, karşı taraf kendisini işgal edilmiş hisseder. Gücü yeteceğini düşünürse karşı koyar, yetmeyeceğini düşünürse de ya boyun eğer, ya da kaçar. Her halükarda diğerini hiçe indirerek, sınırları zorlayan kaybetmiştir. Her ne kadar görünürde kendisini kazanmış gibi hissetse de, zorla sınırlarını geçtiği insanın ruhuna asla ulaşamayacaktır. Belki yanında tutabilir. Bekli de karşısındakine sahip olabilir ama tatsız tuzsuz bir sahiplenme olacağı kesindir. Bir süre sonra da pişmanlık ve karşılıklı sıkıntılar başlar. Erkek veya kadın hiç fark etmez, karşıdaki insanın kapısı, kalbi ve gönlü sizi almaya izin vermiyorsa zorla kendinizi içeri sokmaya çalışmayın. Eninde sonunda başınız ağrır. Kapıyı çalın ve geri çekilin beklemenin erdemi, kapıyı kırarak girmekten daha fazla mutlu edecektir inanın. Kaybetmeyi göze alan kazanacaktır zira… Bazen kapıyı yeniden çalmak gerekebilir, usulca seslenmek. Eğer kapının açılacağı varsa açılacaktır. Kişi kendisine düşeni yaptıktan sonra karşıdakinin iradesine saygı duymayı bilmeli ve beklemeyi öğrenmelidir. Düşünün ki sizin kapınızı zorla kırarak açtırıyorlar, gelene hoş geldiniz der misiniz? Hiç sanmam. Diyorsanız o zaman kendinizi bir daha gözden geçirme zamanı gelmiştir. İlişkilerde de durum aynıdır... Devamı

İnsanı Hayvandan Ayıran “AHLAK”tır..

2011-06-28 07:17:00

Oldum olası “Bilimsel rapor” , “İstatistiki veriler” gibi araştırmalara hep şüphe gözü ile bakmışımdır. Nasıl bakmayayım; aynı konuda iki araştırma yapılıyor, netice birbirinin tam tersi… Ufak tefek farklılıklara tamam da, yüzde yüz farklılık niçin? Çünkü, bu tür çalışmaların birçoğu belli maksatlar, yönlendirmeler için yapılıyor da ondan. İşte, bu tür yapılan bir araştırmanın neticesi: “Yapılan araştırmalara göre, Batı’da gayri meşru ilişki yaşı 14′e, Türkiye ise 16′ya indi. Bu gizli ilişkilerin sağlık açısından zararlarına mani olmak için, artık cinsellik tabu olmaktan çıkarılmalı. Cinsel eğitim verilmeli. Cinsellik bir ihtiyaçtır, engel olunmamalı.Teklif sadece erkekten gelmemeli, kadın da teklif edebilmeli. Erkek cinselliği nasıl rahat yaşıyorsa, kadın da öyle olmalı. Her iki cins de evlilik öncesi, cinsel tecrübeye sahip olmalı. Görüştüğümüz herkes cinsel özgürlük istiyor…” Sordukları her denek, aynı şeyleri istiyor(!). Bu sözde araştırma ya maksatlı bir masabaşı çalışması veya, diskoteklerde, barlarda… yapılmış. Meyhaneden çıkan kimseye içki içiyor musunuz diye sorarsanız, alacağınız cevap tabii ki “Evet” olacak. Sonra da bunu bilimsel araştırma(!) diye yayınlayacaksın! Batı bunu denemiş. Cinsel özgürlüğün toplumu ne hale getirdiğini görmüş. Şimdi, bunun nasıl önüne geçebilirim, telaşında; aile bağlarını kuvvetlendirmek için, bütçelerinden yüklü paralar ayırmaktalar. Alınan netice ortada iken, toplumu böyle bir yönlendirme gayretine girmek akıllara durgunluk veriyor. Acaba bu, Batı’nın bir intikamı mı? Bizim toplumumuz perişan oldu, onların ki de olsun kıskan... Devamı

SMS ve e-mail ibadeti…

2011-06-28 07:12:00

Teknoloji ile dini hayatı barıştırmak ya da buluşturmak adına hergün birşeyler icat ediliyor. Kimi icatlar yapılan ibadetleri kolaylaştırıken, kimi yenilikler ibadetlerin ruhuna (bir daha geri gelmemek üzere) kezzap suyu döküyor… Zikir ve tesbih çekerken sayıları şaşıranlara kolaylık olsun diye zikirmatik-tesbihmatikler mi dersiniz? Oynar başlıklı extra formüllü misvaklar mı? Ayakları yazın serinleten, kışın sıcak tutan güneş enerjisi ile çalışan mesh mi? Başörtüsü bağlarken zaman kaybı yaşayan hanımlara pratik üsten geçirmeli şip-şak türbanlar mı? Ezan hatırlatan telefon yazılımları mı? Yoksa sarılması zor oluyor diye üretilen çıtçıtlı sarıklar mı? *** Kandil geceleri, Ramazan ve Kurban Bayram günlerinin vazgeçilmezi haline geldi SMS ve e-mail ile tebrikleşmek. Ama en yoğunu ve manevi günlerimize en çok müdahale ve tesir eden (artı ve eksi yönleri tartışılır) icadımız SMS ile dini vecibelerin hatırlatılması ve tebliğ faaliyetleri. Hoş, topyekün atmak ya da eleştirmek değil maksadımız. Lakin bazan sınırları zorladığımızı düşünüyorum! Bir kul düşnün! Fırsat gecesi kandili değerlendirmek üzere tam secdeye varacak DIT! DIT! yada “Dürüyemin Güğümleri Kalaylı” Türküsünün melodisiyle bestelenmiş taaa yüreklere (oyun havası formtıyla) işleyen zikirli ilahi sesi geliyor GSM hattından. Bir başka kul SMS göndermek suretiyle hem hatırlamayı hem de olasılık dahilindeki duaya ortak olmanın huşuu içerisinde tuşlara dokunmanın hazzını yaşıyor. “SMS ulaştı” sinyali gelince de İBADET yerine getirmiş kul edası ile huzur içerisinde yatağına gömülüyor. *** Yine bu tür önemli günlerde toplu e-mailler yolu ile bir dizi sanal ibadeti yerine g... Devamı

Miraç Sonrası..

2011-06-28 06:49:00
Miraç Sonrası.. |  görsel 1

Hazret-i Ebu Bekir hemen giyinip, Resulullah efendimizin yanına geldi. Büyük kalabalık arasında yüksek sesle, "Ya Resulallah! Miracınız mübarek olsun! Allah’a sonsuz şükürler ederim ki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlayan yüzünü görmekle, kalbleri alan, ruhları çeken tatlı sözlerini işitmekle nimetlendirdi. Ya Resulallah! Senin her sözün doğrudur, inandım. Canım sana feda olsun" dedi. Devamı

II. Abdulhamid'in İstanbul'u Fotoğraf Albümü

2011-06-27 09:19:00

İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren Kültür A.Ş kurumu, fotoğraf sanatına duyduğu ilgiyle bilinen Osmanlı Padişahları’ndan Sultan II. Abdulhamid Han’ın özel koleksiyonundan alınan ve eski İstanbul (1880 - 1910) fotoğraflarından oluşan ve 3 ciltten mürekkeb güzel bir albüm hazırlamış. Fiyatı birazcık pahalı (210 TL lira) olan albüm Büyükşehir Belediye Yayınlarından Temin edilebilir. Aşağıdaki linkten albümde yer alan fotoğraflardan bazılarını görebilirsiniz. Fotoğraflar bu güzel albümün iyi bir tanıtımı olacağı izni almaya gerek görülmemiştir. Telif ile ilgili herhangi bir uyarı gelirse linki kaldırırız.   RESİMLER İÇİN TIKLAYINIZ kitabın internet kitapçılarındaki linklerinden bir tanesi burada         Kaynak:Ruzname ... Devamı

Tüm Ebeveynlerin (Olacakların da) Dikkatine!

2011-06-27 09:09:00

Bir bilimadamının tıp konusunda yeni ve çok önemli buluşları olmuştu. Bir gazete muhabiri röportaj yaparken kendisine, ortalama bir insandan nasıl  olup da daha farklı olduğunu ve kendisini diğer insanlardan ayıran özelliği sormuş. Bilimadamı bu soruyu  “iki yaşındayken annesinin yaşadığı bir deneyim nedeniyle” diye yanıtlamış. Bilimadamı buzdolabından süt şişesini çıkartmaya çalışırken, şişe elinden kayıp  yere düşmüş ve ortalık süt gölüne dönmüş. Annesi mutfağa geldiğinde,  ona bağırmak, söylenmek ya da cezalandırmak yerine, “Robert, ne kadar  güzel bir hata yaptın! Daha önce bu kadar büyük bir süt gölü görmemiştim. Evet,  olan olmuş. Şimdi birlikte burayı temizlemeden önce biraz yerdeki sütle oynamak  ister misin?” demiş. O da eğilip, oynamış yere dökülen sütle. Birkaç  dakika sonra annesi, “Robert, bu tür bir şey yaptığında, bunu senin  temizlemen ve herşeyi eski haline getirmen gerektiğini biliyor musun? Bunu nasıl  yapmak istersin? Bir sünger mi kullanalım, bir havlu ya da bir bez mi? Hangisini  istersin?” demiş. Robert süngeri seçmiş ve birlikte yere dökülen sütü  temizlemişler. Daha sonra annesi, “Biliyor musun, burada  yaşadığımız olay, senin iki minik elinle bir süt şişesini taşıyamadığın kötü bir  deneyimdi. Şimdi arka bahçeye çıkalım ve şişeyi suyla doldurup, senin dolu bir  şişeyi düşürmeden taşımanı sağlayalım” demiş. Küçük çocuk şişeyi  boğazından iki eliyle tutarsa, düşürmeden taşıyabileceğini öğrenmiş. Ne güzel bir ders! Bu ünlü bilimadamı daha sonra, o  anda bir hata yaptığı zaman... Devamı

Vaktin Çocuğu Olmak Mobil Cihazlardan Mı Geçiyor?

2011-06-27 08:49:00

Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi’nde yapılan, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 14 ülkede gerçekleşen yeni araştırma, vaktini daha değerli kılmak isteyenler için önemli veriler koyuyor ortaya. Neler mi? Şöyle özetleyebiliriz: Bölgede yaşayan insanların yüzde 89’u kendilerini “yoğun”, yaklaşık yarısı (yüzde 49) ise “çok yoğun” veya “delicesine bir yoğunluk içinde” olarak tanımlıyor. Bu yoğun hayat tarzının sonucu olarak insanlar etkinlikler arasında geçişler yapmak ya da onlara ayak uydurmak durumunda kalıyor. Araştırmacılar, günlük hayatımızı dengelemenin yolunu “Eşzamanlı Yaşam” olarak özetliyor. Araştırmaya göre gün içinde yaptığımız yüksek profilli işlerle değil, aynı zamanda bu faaliyetler arasında ortaya çıkan, planlanmamış küçük zaman adacıklarında yaptıklarımız ile de zenginleşiyoruz. “Eşzamanlı Yaşam” olarak tanımlanan bu anlarda mobil cihazlar sayesinde günümüzü daha etkin kullanmamızı sağlayan birçok işi yapabiliyoruz. Kullanıcıların yüzde 81’i mobil cihazlar sayesinde günün yoğun temposu içinde birçok yararlı küçük işi gerçekleştirdiklerini, yüzde 87’si ise mobil cihazları olmadığı takdirde hayatlarında önemli bir fark hissedeceklerini dile getiriyor. Bu sonuçları okuyunca aklıma şunlar geldi: Malumunuz, bizim medeniyetimizde, özellikle tasavvuf literatüründe kullanılan “vaktin çocuğu olmak” şeklinde bir tabir var. Yani öyle bir adam olacaksın ki, içinde bulunduğun zamanda, hatta “ânda”, hangi iş en değerli ise onu yapacaksın. Tek bir nefesini bile zâyi etmeyeceksin mümkünse. Diğer yandan, Peygamber Efendimiz “iki günü eşit olan ... Devamı

Niyet Ettim 'KADIN' Olmaya

2011-06-27 08:46:00

Kadın... Rabbin bir diğer cinse emanet ettiği, Ademin gönlü sekine bulsun diye yaratılan Havvası… Eşine eş olan, yar olan, yardımcı olan, gönlünü huzurla dolduran, evini yuva yapan, çocuklar doğurup büyüten, merhamet abidesi, şefkat pınarı, Allah’ın bir diğerini tamamlasın diye yarattığı nimeti… Bir cam kadar kırılgan ve şeffaf, hassas ve narin, toprak misali bağrında güller yetiştiren, su gibi değdiği yerlere hayat veren, Allah’ın iki cins olarak yarattığı insanlığın bir cinsinin adı… Kadın… Adı Hanne olan… Verecek bir şey bulamayınca rabbe, karnındakini adayan… Erkek beklerken kız doğuran, doğurduğunu rabbe ısmarlayan… ‘Hani İmran'ın karısı: 'Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen' demişti. Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: 'Rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.'(3/35–36) Kadın… Adı Meryem olan… Daha annesinin karnındayken adanan rabbe. Allah’ın güzel bir bitki gibi yetiştirdiği… Ve önüne gökten sofralar indirilen… İffetin adı... Allah’ın kelimesine gebe… İftiralar atılınca, rabbin kundaktaki çocuğuyla temize çıkardığı… Allah’ın dünya kadınlarına tercih ettiği ve kitabında ismini anıp örnek gösterdiği… ‘Hani melekler: 'Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve âlemlerin kadınlarına üstün kıldı,' demişti.’(3/42) Kadın… Adı Asiye olan… Nehrin getirdiği Musa’ya sahip &cc... Devamı

Pek şık alabildiğine zarif yemek odaları

2011-06-26 15:14:00

          Devamı

Psikolojik ilk yardım

2011-06-26 15:03:00

Psikolojik ilk yardım,Herhangi bir kaza, ani hastalık veya afet durumunun kişilerin üzerinde yarattığı olumsuz etkileri en aza indirgemek ve onların güçlüklerle baş edebilme ve normal yaşamlarını sürdürülebilmelerini sağlamak için; bireylerin, ailelerin ve toplumun psikolojik ve sosyal anlamda güçlendirilmesini amaçlayan müdahalelerdir. · Her şeyden önce duygudaşlık (empti) kurun. · Hasta ya da yaralıya kendinizi tanıtın ve ilk yardım uygulamaları için izin alın. · Hasta ya da yaralı ile göz teması kurun ve yumuşak ve sıcak bir konuşma yapın. · Hasta ya da yaralıya duygusal destek verin. · Hasta ya da yaralıya önyargılı olmadan arkadaşça yaklaşın. · Hasta ya da yaralıya dikkatli bir şekilde olayın ne olduğunu ve ne olacağını açıklayın. · Ondan işbirliği desteği isteyin. · Hasta ya da yaralıyı dinleyin ve sempatik olun. · Eğer gerekliyse pratik bilgilerle yardım desteği verin. . Hasta ya da yaralıya sağlık görevlileri olay yerine gelinceye kadar ağızdan yiyecek ya da içecek vermeyin. Devamı

Endonezya nasıl Müslüman oldu?

2011-06-26 14:52:00

  Kendi halinde bir tüccardı. Bir gün kumaşları gemiye yükledi. Endonezya'ya gitti, oraya yerleşti. İşini orada devam ettirdi. Kumaşları kaliteliydi. Tam da halkın aradığı cinstendi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandı. Kazancı az olsun, temiz olsun düşüncesindeydi. Bir gün geç geldi iş yerine. Eleman iyi bir kâr elde etmişti sattığı mallardan. Merak etti, sordu:  - Hangi kumaştan sattın? -Şu kumaştan efendim. -Metresini kaça verdin? -On akçeye. -Nasıl olur?" diye hayret etti,  -Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Bize hakkı geçmiş adamcağızın. Görsen tanır mısın onu?   Eleman gitti, müşteriyi buldu, getirdi. Dükkan sahibi müşteriyi karşısında görür görmez, helâllik istedi ve fazla parayı müşteriye uzattı. Müşteri şaşırmıştı. Böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyordu.  -Ne demekti hakkını helâl et? Olay kısa sürede dilden dile dolaştı. Çok geçmeden kralın kulağına kadar vardı. Sonunda kral kumaş tüccarını saraya çağırdı. Kral sordu:  [I]-Sizin yaptığınız bu davranışı daha önce biz ne duyduk, ne de gördük. Bunun aslı nedir?[/I]-Ben, dedi tüccar, bir Müslüman'ım. İslâm dini böyle emreder. Müşterinin bana hakkı geçmişti. Dolayısıyla kazancıma haram girmişti. Ben sadece bir yanlışı düzelttim.Kral,  -İslâm nedir, Müslümanlık nedir? gibi peş peşe sorular sordu. Birer birer sorularını cevapladı. Kral ilk defa duyuyordu böyle bir dinin varlığını. Fazla zaman geçirmeden İslâm'ı kabul etti. Daha sonra kısa süre içinde de halk Müslüman oldu. 250 milyonluk nüfusa sahip olan bugünkü Endonezya'nın Müslümanlığı kabul etmesindeki sır sadece beş akç... Devamı

Hayatından zevk alamayan hanımlar

2011-06-26 14:50:00

Geçtiğimiz günlerde bazı hanımlar dediler ki: "Her gün her gün aynı işleri yapmaktan sıkıldık!"  "Siz de işleri değiştirin." dedim. "Belediyeler ücretsiz kurslar açmış. Şahane kurslar. Dikiş kursu, yemek kursu, çocuk bakımı... Buralara gidilebilir. Organizma yorulunca insan rahat eder. Fıtrat yalan söylemez; çalışan hanımlara bakın; onlar da işteki yorgunluk bir kenara, ev işleriyle meşgul olamamanın verdiği huzursuzluğu yaşıyor. Ev hanımı hareketsiz kalmanın acısını çekiyor, çalışan hanımlar, patronun emrinde olmaktan yaka silkiyor."  Amma mutluluk insanın dışında değil, içindedir. Bir ev hanımı, evvela şunu düşünecek: Ben nasıl huzurlu yaşayabilirim?  Bunu kendisi cevaplandıramayabilir. Bunun için okuyacak, soracak, araştıracak. Mesela bu soruya ben şöyle cevap veririm: Beynimiz ilim ister, kalbimiz iman ve ibadet ister, midemiz gıda ister, kollarımız ayaklarımız hareket ister. Bu organların isteklerini yerine getirmemiz lazım. Getirmezsek ne olur? En başta psikolojik sıkıntı başlar. O hanım, maddi cihetten her şeye sahipse de, bunlar onu rahatlatmaya yetmez; her an içi sıkılır. Sonra da "depresyondayım" der.  Ruh, Allah'ın hayat sıfatıdır. Bu sebepten ruh, hastalanmaz. İslamiyet'i yaşamayan insanın ruhu, kafesteki kuş gibidir; hareket edemez, nefes alamaz, bunun için sıkılır, bunalıma girer. Maneviyat kısırlığı, habbeyi kubbe yapar, en küçük dertleri, en basit hastalıkları büyütür. İlimle, ibadetle ruh nefes alır.  Aslında insan, külli nizamı görebilse ve külli nizam içinde kendi yerini ve vazifesini tayin etse, hiçbir zaman sıkılmaz. İslamiyet maddeten ve manen şifadır.  Sıkıntılardan kurtulmanın çaresi, beynin istediği ilmi vermek, kalbin istediği iman ve ibadeti vermek, kollar... Devamı

Masajın Tarihçesi

2011-06-26 14:48:00

Masajın tarihi muhtemelen insanın ortaya çıkmasıyla başlar. Bu, hepimizin içgüdüyle yaptığı bir şeydir: Maymunların birbirlerinin tüylerini temizlemesi, hayvanların yaralarını yalaması ve insanların ağrıyan bir eklemi ovması birer masajdır. Masaj belki de en eski sağaltım yöntemidir ve tarih boyunca tüm kültürlerce kullanılmıştır. Yunanlı hekim Hipokrat tarafından ‘anatripsis’ olarak adlandırılmış ve diğer yazarlarca tripsis, ovuşturma, elle tedavi ya da ovma olarak anılmıştır. Bizim masaj sözcüğünü kullanmamız nispeten yenidir ve bu sözcük Arapça’da elle sıvazlama anlamında gelen masah’tan türemiştir. Eski Çin, Hindistan ve Mısır elyazmalarında masajın hastalıkları önlemek, sağaltmak ve yaraları iyileştirmek için kullanıldığı yazmaktadır. Masaj, ilk olarak yaklaşık MÖ 2700’lerden kalma Çince bir kitapta geçer : “Gece uykusundan sonra, kan dinlenmiş ve gevşemişken sabah erkenden avucun içiyle tüm vücudun sıvazlanması insanı soğuk algınlığından korur, organları esnek tutar ve ufak tefek rahatsızlıkları önler.” Eski Yunanistan ve Roma’dan kalma eserlerde de, masaja sayısız göndermelerde bulunulmuştur. Spordan önce ve sonra, nekahet döneminde egzersiz yerine, banyodan sonra yada ruhsal çöküntü, astım, sindirim problemleri ve hatta kısırlık gibi çeşitli durumlar için tıbbi tedavi olarak önerilmiştir. Romalı imparatorluk hekimi Galen (MS 131 – 210), masaj ve egzersizle ilgili en az on altı kitap yazmıştır ve fikirlerinin çoğu bugün hala pratik değerini korumaktadır. Galen, masajı sert, hafif ve orta olarak sınıflandırmış ve şöyle yazmıştır: “Çok çeşitli el darbeleri ve hareketleri yapılmalıdır; Öyle ki tüm kas lifleri mümkün olduğunca her yö... Devamı

Çiçeklerin Zarafetine Yansıyan Rabbimin Sanat Mucizesi

2011-06-26 13:40:00

                  Devamı

En faziletli kadın

2011-06-26 13:27:00

  (En faziletli kadın, kendisini kocasına sevdiren, onunla hoş geçinen ve uyum içinde olandır. En kötüsü de, açılıp saçılan, böbürlenendir.)[Beyheki] Devamı