Bişri Hafi´den Nasihatler

2011-06-21 11:28:00

Sabır güzeldir. Bu ise, insanlara şikâyette bulunmamaktır." "Dünyâ ve âhirette elem ve kederlerden kurtumak istiyenler, kötü ahlâk sâhipleriyle görüşmemelidir." "Tasavvuf nedir?" diye sorulunca, buyurdu ki: "Tasavvuf üç anlama gelir. İlki mârifet nûruna ârif olmak ve verâ hâlini kaybetmemektir. İkincisi, dış görünüşünü bâtıl olan şeylerden alıkoymaktır. Sonuncusu ise kerâmetlerini gizlemektir." "Hüzün pâdişâhtır. Bir yere yerleşince oraya başka bir şeyin yerleşmesine râzı olmaz." "İnsanların sırlarını ortaya çıkaracak sorular sorma." "Nefsim için en güvendiğim amelim, Peygamber efendimizin Eshâbına sevgi ve hürmetimdir." "Böbürlenmen, kendi ibâdetini çok, başkasınınkini az görmendir." "İki haslet vardır ki, kalbe sıkıntı verir: Çok konuşmak, çok yemek." "Ana ve babanın evlatlarına duâları, bir peygamberin ümmetine olan duâsı gibidir." "Cimrinin yüzüne bakmak, insanın kalbini karartır." "Dün öldü, bugün can çekişiyor, yarın doğmadı. Öyle ise şu anı değerlendirmek için amele sarıl." "Kendinle arzu ve isteklerin arasına demirden bir perde çekmedikçe, ibâdetten lezzet duyamazsın." "Yediğin neredendir?" diye soranlara şöyle cevap verirdi: "Siz benim nereden yediğimi ne yapacaksınız. Kendinizin ne sûretle yediğinize bakınız. Çünkü gülerek yiyenle ağlayarak yiyen bir olmaz. Az yiyen el, çok yiyene denk olmaz. Yediğiniz ekmeğin nereden olduğuna, çoluk çocuğunun oturduğu evin hangi yoldan kazanıldığına d... Devamı

Nurlu Sözler

2011-06-21 11:27:00

"Oldu bitti derken, öldü gitti olur." • "Sen sen ol, Hakk ile ol! Halka muhtaç olma." • "Yaz kış derken, ömür bitti erken." • "Bu kapı Hakk kapısı. Hakk kapısını nasip eden, dilerse Cennet-i âlâ'yı da nasip eder." • "Biz bunları görerek, bilerek söylemiyoruz. Allah-u Teâlâ o anda o hayatı yaşatıyor, yaşattığı hayatı konuşuyoruz. Biz onu kitapta görmüş değiliz, kitapta yok ki söyleyeyim, bir yerden işitmiş de değilim. Yaşattığı hayatı söylüyorum, amma kim anlayacak?" • "Allah-u Teâlâ bir kulunu severse, kendisinin sevdiğini sana sevdirir, fakat sevmezse seni kendi nefsine bırakır. Sen de nefsine uyarsın, ondan sonra gideceğin yere gittiğin zaman ayılırsın, amma iş işten geçer." • "Kabir amel sandığıdır. Orada ne var? Ne götürürsen o var!" • "Dünyada da O'nunla, kabirde de O'nunla, mahşerde de O'nunla, cennette de O'nunla olursan hoşsun, başka şeylerle olursan boşsun." • "Gün bugün... Hakk ile ol, halkı bırak!" • "Haram lokma ile beslenen bir vücuda benim bir sözüm yok!" • "Gönül verilenleri değil de Veren'i istiyor." • "Bereket helâlin içindedir, haram içinde değil." • "Ruh Rabb'imin emrindedir. Verirse hayattasın, alırsa vefattasın." • "Hidayet ne güzel şeydir, kime lütfederse!" • "Allah-u Teâlâ her ibtilânın içine bir mükâfât yerleştirilmiştir. Hem onu denemek için, hem de o mükâfâta nâil etmek için. Mümine muhakkak ki bir şey batacak. Benim her zaman bi... Devamı

Hz.hasan Ve Hz.hüseyinden (r.a) Müminlere Öğütler

2011-06-21 11:26:00

HZ.Hasan (r.a):Miladi 625 yılında Medine`de dünyaya teşrif etti.HZ.Muhammedin (s.a.v) efendimizin torunu,HZ.Ali ve HZ.Fatıma`nın oğludur.Künyesi "Ebu Muhammed`dir.Lakabı ,Mücteba yani "Seçilmiş"tir. En iyi göz hayrı görbilendir.En iyi kulak kusurları hatırlayıp duyabilendir.En iyi kalp şüphelerden temiz olandır.En iyi zenginlik kanaattır.En zayıf insan nimetlere şükretmeyendir.Ahiret yolculuğuna hazırlan ve ölüm yetişmeden azığını topla.Bil ki sen dünya peşindesin.Ölüm de senin peşindedir.Gelecek günün yükünü bu güne yükleme,şunu bilki kendine yetecekten fazlasını başkaları için topluyorsun.Bilki kazandığın helal malda hesap, haram malda ceza ,şüpheli malda kınanma vardır.Dünyayı bir murdar farzet,zaruret miktarı al,eğer helal olursa zahitlik yapmışsın,eğer haram olursa günaha sapmış olursun.Dünya için ebedi kalacakmış gibi çalış.Ahiret içinse yarın ölecekmiş gibi amel işle.İnsanların en büyüklerinden saydığım bir kardeşim vardı.Benim gözümde onun büyük oluşu,dünyayı küçük görmesinden ibaretti.O cehaletin sultasına girmemişti,sadece faydalı şeylere yönelirdi.Ne şikayet eder ne de kızardı.İki yol önüne konulduğunda hangisinin Allah`ın emrine daha yakın olduğunu bilmezse heva ve hevesine ters düşeni yapardı.Ey nas "Kişi sevdiği ile bereberdir."Hadis-i Şerifini yanlış anlamayın,çünkü siz iyilerle, onların amelini işlemeden beraber olamazsınız.İnsanlara işlerine göre değer verin,sözlerini bırakın.Çünkü Allah`u Teala kulun sözünü ameline bakarak kabul eder.İnsan söylediğini işleyerek doğrular,yada işlemeyerek yalanlar.Sen güzel bir söz işittiğinde,söyleyenin sonunda ne olacağını bekle.Eğer işi sözüne uyarsa o kardeşindir.On... Devamı

Hz.Mevlana'nın Hayatından Dersler

2011-06-21 11:24:00

Şemseddîn Attâr anlatır: Mevlânâ bir gün câmide vâz ederken, mevzû; Hızır ile Mûsâ aleyhimesselâmın kıssasına gelmişti. Bu kıssayı, öyle fesâhat ve belâgat ile anlatıyordu ki, herkes nefesini kesip, can kulağı ile dinliyordu. Benim yanımda bir şahıs başını önüne eğmiş bir şeyler mırıldanıyordu. Kulak verdim, dediklerini anladım. "Sanki yanımızda idin, sanki üçüncümüz sen idin." diyordu. Bunun Hızır olduğunu anladım. Yanına sokuldum. "Anladım. Sen Hızır'sın, ne olur, bana ihsân eyle!" dedim. Cevâben; "Burada hazret-i Mevlânâ varken, benim sana ihsânda bulunmam deniz yanında teyemmüm gibi olur. Senin bütün müşkillerini o halleder." dedi ve gözümden kayboldu. Ben bu hâli Mevlânâ hazretlerine anlatmak için yanına gittiğimde, ben daha söze başlamadan; "Ey Attâr! Hızır aleyhisselâmın sözleri doğrudur." diyerek benim sözümü kesti. - Mevlânâ, Allahü teâlânın yarattığı bütün mahlûkâta merhamet sâhibi idi. Bir gün Nefîsüddîn Sivâsî'ye bir kuruş verip ekmek aldırdı. Ekmeği eline alıp bir virâneye gitti. Nefîsüddîn de gizlice onu tâkibe başladı. Sonunda, Mevlânâ'nın o ekmeği yeni yavrulamış bir köpeğe kendi elleriyle yedirdiğini gördü. Mevlânâ dönüşünde, Nefîsüddîn'in kendisini tâkib ettiğini anlayıp; "Bu hayvan yedi gündür açtır ve yavrularına şefkatle bakmış ve hiç yanlarından ayrılmamıştır. Resûlullah efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde; "Merhametlilerin en büyüğü olan Allahü teâlâ, kullarından merhame... Devamı

Hz.Mevlana´dan bir Dua

2011-06-21 11:23:00

Yâ Rabbî! Bizim hâlimize bakarak muâmele etme. Kendi ikrâm ve ihsânına göre bize muâmele eyle. Yâ Rabbî! Kerem ve lütfunla hidâyet ettiğin kalbi tekrar dalâlete, sapıklığa meylettirme. Belâları bizden sarf eyle, çevir ve değiştir. Ey affı çok olan, günahları örten Rabbim! O günahlar dolayısı ile bizden intikam alma. Bize azâb etme. Yâ Rabbî! Biz nefis ile şeytana köpek gibi tâbi olduksa da sen, azab arslanını bize saldırtma. Ey mahlûkâtın, yaratıkların, canlıların ihtiyâcını gideren Rabbim! Sen varken hiç bir kimseyi hatırlamak ve ondan bir şey ummak lâyık değildir. Yâ Rabbî! Rûhumda bir ilim katresi var. İlâhî onu hevâ rüzgarıyla ten toprağından muhâfaza eyle. Ey affetmeyi seven Rabbim! Bizi affeyle. İsyân derdimize çâre eyle. Ey yardım isteyenlerin yardımcısı! Bizi hidâyete çıkar. Yâ Rabbî! Duâ ve yakarışlarımızda sana lâyık olmayan sözleri bilmeyerek söyleyip hatâlarda bulunmuş isek, o kelimeleri sen ıslâh et ve duâmızı kabul buyur. Çünkü sözlerin hâkimi ve sultanı ancak sensin. Ey âlemin yaratıcısı! Kasvetli, kararmış, katılaşmış âdetâ taş gibi olmuş olan kalbimizi mum gibi yumuşat, feryâdımızı, âh u vâhımızı, hoş eyle ki rahmetini celbetsin, çeksin. Bizi köle gibi kullanan bu serkeş nefisten bizi satın al. O nefis bıçağı kemiğe dayandı Yâ Rabbî! Sana ne arz edeyim. Çünkü sen gizli ve açık her şeyi bilirsin. Amin, amin, amin. Ey alemlerin rabbi olan Allah'ım Mevlana hazretlerinin bu niyazını bizden de kabul buyur. Amin. ... Devamı

Benlik-Nefis-Ruh Münasebeti ve Kamil İnsan

2011-06-21 11:22:00

Her insan, yaşadığı çağın birikimleri ve geçmişin mirası ışığında kâinatı ve hayatı anlamlandırır. Yirmi birinci yüzyılın bilim anlayışı, insan ve kâinatın içiçe geçmiş bir sistemler ağı kabullenmesi üzerinde gelişecektir. İnsan, kâinat ve hayat üçgenini; Kuran-ı Kerim'in mesajları doğrultusunda birbirine bağlamamızı ve bu üç hakikatin bütüncül bir resminin çizildiğini görmemizi mümkün kılacak bilgi parçaları, yeterli seviyede, ancak dağınık parçalar halinde üretilmiş bulunmaktadır. İhtiyaç duyulan şey, "bütüncü-sistemci" düşünebilmeyi öğrenmek, muradımızı ve gayretimizi bu sentezi yapmaya yoğunlaştırmaktır. Kur'ân perspektifinden insan, kâinat, hayat üçgenini anlamaya çalıştığımızda, Kur'ân'ın, bu üç hakikatin çekirdeklerini içerdiğini ve "insan, hayat, kâinat" üçlemesinin, kâinat kitabında, kudret kalemiyle detaylı şekilde resmedildiğini görürüz. İnsanın özünde var olan iyilik (hissî potansiyel), güzellik (fizikî potansiyel) ve doğruluk (zihnî potansiyel); büluğ çağına girildiğinde aktif hale geçen nefis ve güçleri tarafından bencillik maskesiyle gizlenmeye başlar, insanın ruhu ile bedeni arasında bir perde oluşturan nefis güçlendikçe, kötülük yeşerir. Nefsanî isteklerin sınırsızca karşılanması ruhun kendi güzelliklerini sistemde ifade etmesine engel olur. İnsanın nefis-akıl-kalp üçgeninde cereyan eden imtihanında; nefis, kötülüğün ve negatif kuvvetlerin merkezi ve şeytanın kullanabileceği bir santraldır. Şeytanî özellikler nefis üzerinden insana hâkim olurken, melekî-insan&ic... Devamı

Dert Adamı Söyletir

2011-06-21 11:21:00

"Dert söyletirmiş adamı". Dinleyenin de sürüsüne bereket. Bir sürü boş adam var. Vakit bol.Dinle bana dinle..Cennet ülkemizin dört iklim gören güzel insanları, niye psikologa gitsin kardeşim ? Gavurda dert yok, derdi olunca da, ona vakit ayırıp açılsın diye çilingir sofrası kuracak insan evladı mevcut değil. Ne yapsın Hans ? Tır tır tır.. Dinle psikolog halam dinle! Bizde parayla dertli adamı dinleyene deli derler.Birini dinleriz, adam kendini toparlayıp rahatlayınca:"Senin de kafanı şişirdik kusura bakma abi.." diyerek ücretini ödemiş olur! Olay bu. İnsanlık bunu gerektirir.Parayla adam dinlenir mi olum! -Kusura bakma abi, kafanı ütüledim sabaha kadar..Şimdi nasıl gideceksin işe.. -Gideriz olum, ne önemi var, ilk defa mı sabahladık? Sen şimdi git uyu biraz.Sıkılırsan akşama yine gelirsin. -Bir kadın yüzünden uyutmadık seni.. -İleride ben de evlenirim, iki kadın yüzünden sabahlarız bakarsın, boş verrr.. -Büyüksün abi, sen olmasan bugünler atlatamazdım ama ben akşam Nazif'e giderim, sen dinlen biraz.. -Niye, biz rahatlatamadık mı seni ? -Olur mu abi,nasıl söz... "Susma baba konuş! Ne olur bişeyler söyle, ölme.."..Hiçbir şair, bu kadar güzel bir dize yazamadı dünyada.Öyle bir dize ki, dünya durudkça herkes onlarca kez tekrar edecek..Ölmekte olan bir sevdiğimizin yakasına yapışır sallar, konuşması için çabalar ve ağlarız... Bülent Akyürek-İçinizdeki Öküze Oha Deyin,fincan yay., shf.145-146. Devamı

Düşünmekten Kaçınma

2011-06-21 11:20:00

Şeytan iman eden insanları kendi yoluna döndürebilmek için elinden gelen her türlü çabayı göstermeye and içmiştir. En istemediği şeylerden biri de, iman edenlerin mutlak samimiyeti kazanıp, Allah (cc)'ın razı olacağı ahlaka ulaşmalarıdır. Bu nedenle, bir insan samimi imanı yaşamaya çağrıldığında, şeytan mutlaka ona ters yönde etki etmeye çalışacaktır. Şeytanın bu amacına ulaşabilmek için sürdürdüğü faaliyetlerinden biri, insanların düşünmelerini engellemektir. Eğer bunu engelleyemiyorsa o zaman da onları, Allah (cc)’ın rızasından, Kuran ahlakından ve vicdanlarından yana değil de, nefislerinden yana düşünmeye yöneltmektir. Şeytanın bu çabası Kuran’ın "Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim…” (Nisa Suresi, 119) ayetiyle insanlara bildirilmiştir. Düşünmeyen insanın muhakemesi zayıflar ve gözünün önündeki gerçekleri görmemiş gibi davranacak hale gelir. Çok açık birşeyi bile kavramaktan yoksun hale gelir. Yanı başında gerçekleşen olağanüstü olayların bilincine varamaz. Ancak, herhangi bir konuda vicdanına başvurarak düşündüğü takdirde ise, tüm bunlardan kurtulur, şeytanın mantıklarını hemen görebilir ve Allah (cc)’ın en çok razı olacağı, güzel ahlaka en uygun olan tavrı hemen bulabilir. Kuran’da müminin vicdanıyla düşünmesi sonucunda doğruyu bulacağı şöyle bildirilmektedir: Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir.... Devamı

Olumlu düşünme besmeleyle başlayıp hamd ile tamamlamak!

2011-06-21 11:19:00

Modern hurafelerden biriymiş gibi görünür "olumlu düşünme" tavsiyeleri. Hâlbuki en temel İslami öğretilerden biridir.  Yitirilmiş olan islam ahlakının bir parçasıdır. Ne zamanki, her işte hayr olanı aramaktan vazgeçtik, bardağın boş tarafına odaklanmaya başladı gözlerimiz sürekli, o zaman yavaş yavaş eksilmeye başladık. Eksenimizden kopmaya, kendimize yabancılaşmaya başladık.   İblis ümitsizliğin, Hz. Adem (as) rahmetin peşindeydi İslami kaynaklarda, Hz. Adem (as) ile şeytan arasındaki farklardan birinin de şeytanın ümitsizliğe düşmesi, Hz. Adem (as)'ın ise Allah'ın rahmetinden bir an bile şüphelenmemesi, ümitsizliğe düşmemesi ve bu nedenle de af ve duadan hiç vazgeçmemesi olarak geçer. Ümitsizlik iblisin telkinidir. Hz. Adem (as) ümit ve tevbe etti, iblis ise ümitsizliğe gömülerek rahmete sırtını döndü. Müslümanca duruş da, her şeyde hayr aramaktan, besmeleyle başlanılan her işi hamdolsun ile tamamlamaktan geçer yalnızca! Olumlu düşünebilmek için ne yapmalı? Öncelikle kişinin kendine çok yüklenmemesi gerektiği en başat meseledir. Kişinin, kendine çok yüklenmesi zihinsel ve duygusal yüklere neden olur. Bu da endişe katsayılarının yükselmesini tetikleyerek, yapılan işin de içinde bulunulan ruhsal durumun da içinden çıkılamaz bir hal almasına yol açar. Burada temel mesele, hedeflere bir bütün olarak değil parça parça yaklaşılması gerektiğidir. Hedefler, aşamalara ayrılarak her aşamasını da adım adım takip ederek yol almak hem en kolayıdır hem de başarıya en çok yakın olanıdır. Ayrıca, kendini başkalarıyla kıyas etmekten vazgeçmek de olumlu düşünme basamaklarından biridir. Geçmiş üz&uum... Devamı

İyiliklerde Kötülüklerde Karşılıksız Kalmaz

2011-06-21 11:15:00

Cenab-ı Hak Necm Suresinin 31'nci ayetinde şöyle buyurmaktadır : "Göklerdeki her şey yerdeki her şey Allah'ındır. Bu, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırılması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükafatlandırılması için böyledir." Yüce Allah, kıyamet gününü mükafatlandırma ve cezalandırma günü olarak tayin etmiş, Enbiya Suresinin 47'nci ayetinde şöyle buyurmuştur : "Kıyamet günü için, adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiç bir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek (yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığında olsa onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz." İnsanın dünyada yapmış olduğu şeylere kendi bedeni şahitlik edecektir. Bu husus Nur Suresinin 24'ncü ayetinde şöyle açıklanır : "İşlemiş oldukları günahtan dolayı dillerinin, ellerinin, ayaklarının kendi aleyhlerine şahitlik edecekleri günde, onlara çok büyük bir azap vardır." Değerli Müslümanlar ! Yüce Allah ilahi mahkemenin kurulacağı günü, Kur'an-ı Kerim 'de muhtelif ayetlerde şöyle haber vermektedir: "O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır. Artık kim zerre ağırlığınca bir iyilik yaparsa onun mükafatını görecek; kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir." [1] "Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı günde, kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte O gün, onlardan herkesin kendisini meşgul edecek bir işi vardır. O gün bir takım yüzler vardır ki, pırıl pırıl parlarlar, gülerler, sevinirler. O gün nice yüzlerde vardır ki toz toprak i&cce... Devamı

Kuran Okurken ALLAH a Sığınmak

2011-06-21 11:12:00

Allah, bir deneme vasıtası olması için şeytanı, insanların zihinlerine gizlice telkin verebilecek özellikte yaratmıştır. Bu telkinin etkisi de insanların iman derecelerine göre değişir. Şeytanın inkar edenlere karşı her istediğini yaptırabilecek bir gücü varken, ihlaslı müminlerin imanına zarar verebilecek hiçbir gücü ve etkisi yoktur. (Hicr Suresi, 39-40) Ancak, her ne kadar Allah'ın halis kullarını saptırma gücü olmasa da onların dikkatlerini dağıtma, unutkanlık verme, konsantrasyonlarını bozma gibi rahatsızlıklar vermeye çalışabilir. Hiç şüphesiz şeytanın etkisiyle hareket eden kişiler sözleri, konuşmaları, tavır ve hareketleriyle müminleri rahatsız ederler. Bunun gibi, şeytan da aynı rahatsızlığı kendi görünmez boyutundan vermeye çalışır. Bu şekilde zihinleri meşgul edip, dikkatleri dağıtarak müminlerin yaptığı hayırlı işleri engellemeyi amaçlar. Şeytan bu yöntemle müminin Allah'ın sözlerini içeren Kuran'ı okuyup anlamasını ve ondan en güzel şekilde istifade etmesini engellemeye çalışır. Çünkü müminler Kuran'la en doğru yola iletilirler, şeytanın yegane amacı ise müminlerin doğru yoldan şaşırıp sapmalarıdır. Bu nedenle, onların Kuran'ı anlayamamalarını, yanlış anlamalarını, hatta mümkünse Kuran'dan uzaklaşıp onu terk etmelerini arzu eder. Allah şeytanın bu çabasına karşılık olarak müminin Kendisi'ne sığınmasını bildirmiş ve bunu bir hüküm olarak müminlere farz kılmıştır: Öyleyse Kuran okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. (Nahl Suresi, 98) Allah'a inanıp, O'na güvenerek, böyle davrananlara şeytanın hiçbir zarar veremeyeceği bir sonraki ayette şöyle haber verilmektedir: Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenl... Devamı

Suyun Kaç Çeşit Deseni Vardır?

2011-06-19 19:04:00

              Devamı

Kırmızı Kelebek Resimleri

2011-06-19 18:56:00

                  Devamı

İnsanı uçurumlara sürükleyen bir virüs: fuhuş ve zina nedir?

2011-06-19 10:17:00

Cinsellik Azdırılıyor Günahın hemen her yeri kuşattığı asrımızda, özellikle "cinsellik"le ilgili günahlar bin koldan saldırıyor. Sokaklar, meydanlar, arabalar, evler, vapurlar, billboard'lar, gazeteler, dergiler, TV'ler, CD'ler, afişler, reklamlar, filmler, vitrinler, düğünler, dernekler, sergiler, internet derken, hemen her alan cinselliği tahrik edici tablolarla dopdolu. Yaşadığımız ortam, bir yanda kadını metalaştırıp ete ve tene indirgerken, öte yanda erkekleri nefisleri karşısında büyük ölçüde korunmasız bırakıyor. TV ekranlarından sokaklardaki insan manzaralarına, gazete sayfalarından işyeri ortamına, internetten tatil beldelerine kadar uzanan pek çok alanda sürekli cinselliğin akla getirildiği bu genel tablo karşısında mü'minleri ise çoğunlukla bir karamsarlık hali kuşatıyor. Kendini bu kadar fahiş biçimde açığa vuran günaha karşı içte uyanan meyiller, göz kaymaları, haram bakışlar mü'minleri Rabbine karşı nisyan veya isyan haline düşmenin acısıyla kıvrandırırken, şeytan durumun ümitsizliğini fısıldıyor durmaksızın. "Bu ortamda" diyor, "etkilenmemen imkânsız. Sen bu durumdan kurtulamazsın." Şeytanı iyi tanıyalım – İç, iç! Bir yudumdan bir şey olmaz… – Sadece bir kere elinden tuttum, ne var bunda? – Bir lokmadan bir şey çıkmaz! Ye sen... Günahı varsa benim boynuma… – Sadece bir nefes çek! Merak etme, ölmezsin… – Bir vakit namazdan bir şey olmaz! Kaza edersin olur biter... – Abartıyorsun! Sadece göz ucuyla uzaktan şöyle bir baktım… Bu ve buna benzer ifadelerle karşılaşmışızdır veya bu ifadelere muhatap olan insanlar görmüşüzdür. Esasen bunlar şeytanın insanı günah uçurumuna doğru ilk adımı attırma stratejileridir. Onun için önemli olan ilk adımı attırmak... Devamı

Peygamberler neden insanlar tarafından seçilmez?

2011-06-19 10:13:00

Peygamberlik, yani nübüvvet meselesi kelâmda nakil yoluyla elde edilen “Sem’iyyât” kısmına girer. Din, peygamber vasıtasıyla insanlığa tebliğ edildiği için nübüvvet müessesesi üzerine inşâ edilmiştir. İlk dönem kelâm kitaplarında fazlaca bir yer tutmayan nübüvvet meselesi, daha sonradan iç ve dış âmillerin etkisiyle fazlaca bahis konusu olmaya başlamıştır. Peygamberlik müessesesine olan ihtiyaç son derece açıktır. Çünkü kâmil mânâda Allah’a iman ancak onların rehberliği ile mümkündür. Vahiy olmadan aklın tek başına doğrulara ulaşması imkân dışıdır. Buna en güzel misâl Hz. İbrâhim (as)’in aklı ile Allah’ı aramasıdır. Önce yıldızları, ayı ve güneşi ilâh olarak düşünen Hz. İbrâhim (as), ancak kalbine doğan hidâyet güneşi ile Alemlerin Rabbi’ne yönelmiştir. İnsanlığın tekâmülü ancak nebîlerin eliyle olmuştur. Peygamberler olmasaydı, insanlık medeniyeti kuramaz, düzenli hayata geçemez ve ilimlerde ilerleyemezdi. Peygamberler gösterdikleri mucizelerle aynı zamanda ilimlerin nihâî hudutlarını da çizmişlerdir. Bundan dolayı peygamberlerin her biri değişik bir sanat dalında “Pîr” olarak kabul edilmiştir. Fıtrî olarak hudut altına alınmayan insanın gazab, şehvet ve akıl duygusu, peygamberlerin getirdiği hükümlerle sınır altına alınmış, beşer, kuvve-i akliyye’de “hikmet’i”, kuvvet-i gadabiyye’de “şecaat’i”, kuvve-i şeheviyye’de “iffet’i” ancak onlar vasıtasıyla yakalayabilmiş, hikmet, iffet ve şecaat üçgeninde insan olmanın hazzına erebilmiştir. İnsan, kendi aklıyla bir yaratıcı düşüncesine ulaşsa bile ona nas... Devamı

Evlilikte Fakirlik

2011-06-19 10:10:00

Gençlerin ortak yaşamdan kaçmalarına sebep olan nedenlerden birisi fakirlik meselesidir ki, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerim, bu tür bir bahaneyi Nûr sûresinin 32. ayetinde reddetmiş ve şöyle buyurmuştur: “İçinizden bekârları ve köle ve câriyelerinizden iyileri evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah, lütfuyla onları zengin eder. Allah’ın mülkü geniştir. 0, her şeyi bilendir.” Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kim fakirlikten korkup da evlenmekten çekinirse, şanı yüce Allah’a kötü zanda bulunmuştur. Çünkü yüce Allah şöyle buyuruyor: Eğer yoksul iseler, Allah, lütfuyla onları zengin eder…”   Erkeğin fakirlik derdi, kız ve kız tarafının erkekten maddî şartlar gözetmesi, meselenin asıl nedenlerindendir ki, her iki taraf da maddî sebepler yüzünden bu güzelim sünneti terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Gerçi, günümüzde kızlar ve aileleri tarafından çeşitli mazeretler hazırlanmıştır: “Bizler de insanız; geleceğimizi düşünmek zorundayız; Islâm böyle bir şeyi reddetmemiştir.” gibilerinden… Oysa ki, bu tür sözler bilinçsizce söylenmiştir. Zira, hiç kimse fakirdir diye aşağılık gözüyle görülmemiştir. Ancak tek şey varsa o da şudur ki zengin, elindekilerden hesaba çekilecek, mal varlığı olmayan fakir, kıyamette zengine nazaran daha rahat olacaktır. Bu konu Ehlibeyt imamlarından şöyle nakledilmiştir: “Mahşerde herkes hesap için safa geçmişken bir grup, saftan dışarı çıkıp cennete doğru ilerleyeceklerdir. Yaklaştıklarında, memurlara; ‘Ey melekler, açın biz geldik!’ diye seslenecekler, onlar ise bu söze bir anlam veremeyip; ‘Gidin! Hesabınız... Devamı

Evlilik işini kolaylaştırınız!

2011-06-19 10:08:00

Kız ve erkeğin evliliğe olan ihtiyacı doğal ve zati bir ihtiyaçtır. Şehvet içgüdüsünün saldırısı karşısında uzun bir süre direnmek, kız ve erkek için oldukça zor bir iş olarak gözükmektedir. Bazen uzun bir zaman sürdürülen bu direniş bozulmaya, bozmaya ve evliliğe olan ihtiyacın ortadan kalkmasına sebep olmaktadır. Bazen de içgüdülerin isyanı, bireylerin fesat ve günah çukuruna yuvarlanmasına sebep olmaktadır. Bazen kız ve erkeklerin evliliğine engel olmak birçok sorunlar çıkarmakta, onları çeşitli hastalıklara duçar kılmaktadır. Bazen evlenmek istediği halde bu yolda çıkarılan engeller, meşru olmayan aşklara sebep olmakta, gençlerin iffet ve temizliğini bozmakta, bir ülkenin sermayesi olan gençleri intihara kadar sürüklemektedir. Bazı anne ve babalar, evlilik çağındaki çocuklarını kendilerine evlilik tekliflerinde bulunduklarında onları çocuk olarak kabul etmektedirler ve onların aile kurma hakkındaki tekliflerini hayâsızlık ve utanmazlık olarak saymaktadırlar. Bu konuda çocuklarına saldırarak onları kınamakta ve aşağılamaktadırlar. Onlara kendilerini eziklik içinde hissedecekleri bir şekilde davranmaktadırlar. Eğer onlar güçlü bir imana sahip olmazlarsa kendilerini sapık bir yolda hareket etme zorunda hissederler. Bazı anne ve babalar da, gelin veya damadın ailelerine yapamayacakları çok zor ve mümkün olmayan bir takım önerilerde bulunmaktadırlar. Bu önerilerinde öylesine diretmektedirler ki, böylece kız ve erkeğin evlilik çağı geçmekte ve insanlık bağının gülleri yaprak yaprak dökülmektedir. Bazen bir erkek bir kızı istemeye gitmektedir ama gelin ailesinin kötü ahlâkıyla karşılaşmakta ve o kızla evlenmekten pişman o... Devamı

Kur’anın Toplanışı

2011-06-19 10:04:00

Kur’an’ın Resul-i Ekrem(sav)’ın zamanında bu haliyle, herhangi bir eksiltme, artırma olmadan ve hiçbir değişikliğe uğramadan toplanmış olduğu gerçeğini ortaya koymak için konuyu üç açıdan incelemek gerekir: 1-Peygamber(sav)’in Kur’an’ı müslümanlara öğretme yolunda göstermiş olduğu çaba, okuma, hıfza, hatmetmeye teşvik etmesi ve buna büyük önem vermesi.Peygamberin vefatından sonra da Kur’an’a önem verilmiş, hatta Resulullah(sav)’ın vefatından henüz uzun bir müddet geçmeden Kur’an karilerinin (okuyucularının) sayısı onbinleri aşmıştı. Hangi yönden olursa olsun eğer Kur’an’da gerçekten en küçük bir tahrif yada değiştirme olsaydı herkes itiraz eder, Selman ve Ebuzer gibileri buna seyirci kalmaz, karşı çıkarlardı. 2-Sahabelerin Kur’an’ı Resulullah(sav)’e sunup, O’nun huzurunda okumaları. 3-Delilleri incelediğimizde sahabelerin daha Resulullah(sav) hayattayken Kur’an’ı hatmetmeye başladıklarını görmekteyiz. Peygamber-i Ekrem(sav)’ten Kur’an’ı hatmetmeleri için ashabı teşvik edici emirler gelmiştir. Ayrıca tarih kitapları da sahabilerden bazılarının Resulullah(sav)’ın sağlığında Kur’an’ı defalarca hatmettiklerini yazmaktadırlar.Bütün bu deliller, bazı hadislerde rastlanan, “Kur’an yalnızca bir-iki şahidin gözetiminde bir araya toplandı” iddiasını kesinlikle reddetmektedirler.             1-PEYGAMBER(SAV)’İN KUR’AN’A VERDİĞİ ÖNEM Emirel Müminin Hz.Ali(as) Resulullah(sav)’dan şöyle nakleder:  “Okuduğu Kur’an’ı hıfzeden kimseyi Allah cennete götürür. Ve ona, ateşin farz olduğu on yerde ailesine şefa... Devamı

Açgözlülük (Oburluk / Doyumsuzluk)

2011-06-19 10:00:00

Yeme, içme ve cinsel arzularda aşırılık. İffetin karşıtı olan karakter. Açgözlülük, ruhî zayıflığı ve seciye bozukluğunu gösteren tiksindirci, kötü huylardan biridir. İçgüdülerin kölesi haline gelmenin ifadesidir. İslam şeriatı, açgözlülüğü her münasebetle yermiş ve en sert üsluplarla müslümanları bu çirkin huydan sakındırmıştır. Bakınız İmam Sadık (as) bu konuda ne buyurur: “Bütün hastalıkların sebebi, mideyi tıka basa doldurmaktır. Fakat sıtma hariç. O insanı nöbet halinde yakalar.” [1] “Karın doyduğu zaman azar.” [2] “Şüphesiz yüce Allah, çok yemekten buğzeder.” [3] Ebu’l Hasan (as) der ki: “Şayet insanlar yemek konusunda orta yolu tutarlarsa, bedenleri istikamet bulur.” [4] İmam Sadık (as) babasının şöyle dediğini aktarır: Emiru’l Mü’minin (as) dedi ki: “Bekâ isteyen (ki, dünyada bekâ [sonsuzluk] yoktur) yükünü hafifletsin. Yemeğini erken yesin. Kadınlarla cinsel ilişkiyi azaltsın.” [5] Bekâ istemekle, uzun ömür kastedilmiştir. Yükünü hafifletmekten maksat ise, borç yükünü hafifletmektir. Birgün Emiru’l Mü’minin (as) cılız bir hurma yemiş, ardından su içmiş ve sonra elini karnının üzerinde gezdirerek şöyle demiştir: “Kim karnına ateş doldurursa, Allah onu rahmetinden uzak etsin.” Sonra şöyle  bir darb-ı mesel söylemiştir: “Sen karnının isteklerini yerine getirdikçe ve cinselliğinin sonuna kadar vardıkça, kötülenmeyi üzerine çekmiş olursun.” [6] Açgözlülüğün Kötülükleri Açgözlülük, ihtirasların anahtarı ve &ou... Devamı

Hadislerden Bayanlara Mesajlar

2011-06-19 09:57:00

1- Uğurlu ve Bereketli Kadının Bir Alameti: Resul-i Ekrem (s.a.a): “Kadının ilk çocuğunun kız olması onun uğurlu ve bereketli olmasının (bir) alametidir.” [1] Ne kadar ilginçtir ki dinimiz ve dinimizin peygamberi, bugün toplumumuza hâkim olan kültür ve anlayışın tam tersine, kız çocuğu ve kız çocuğu doğuran anneye olan bakış tarzını bu şekilde ortaya koymaktadır. Bu da bizim toplum olarak, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da İslamî anlayıştan uzak olduğumuzu ve cehaletten kaynaklanan âdet ve törelerden etkilendiğimizi gösteriyor. 2- Kız Evladı: İmam Caferi Sadık (a.s): “Kızlar iyilik (sevap kazanma vesilesi), oğlan çocuklar ise nimettir. İyiliğe karşı sevap verilir, nimetlerden ise hesap sorulur.”[2] Bu hadisten maksat şudur ki kız çocukları, bazı özel konumlarından dolayı korunup kollanmaya daha çok muhtaçtırlar. Sonra büyütülüp yetiştirildikten sonra anne babasından ayrılıp kocasının evine gittiği için maddi açıdan anne babasına fazla bir katkı ve yardımı söz konusu değildir. Bu yüzden bütün bunları dikkate alarak bir anne baba kız evladını büyütüp layıkıyla onu terbiye edip yetiştirirse, bu maddi beklentilerden çok insani ve manevi değerlerden dolayı olduğu için Allah bundan dolayı anne babaya oğlan evlat yetiştirmekten daha çok sevap verir. Ama erkek evlat büyüdükten sonra anne babaya kol kanat olup maddi ve dünyevi açıdan da onlara yardımcı olacağı için bir bu anlamda ve bu açıdan onlar için bir nimet sayılır. Bu yüzden de eğer bu nimetten layıkıyla istifade etmez ve onun sadece maddi ve dünyevi yönünü dikkate alır ve manevi açıdan talim ve terbiyesiyle uğraşmazlarsa, bunun hesabını elbette vermeleri gerekir. Tabi eğer büt&uum... Devamı