Bir Şey İçin Üzüldüğünde

2011-06-19 09:56:00

Allah’ım! Ey güçsüz kişiye yeten, korkunç şeyden koruyan! Günahlar beni yalnızlığa itmiş; artık benimle birlikte olacak biri yok. Gazabına uğrayarak güçsüz düşmüşüm; artık bana güç ve destek verecek biri yok. Seninle karşılaşma korkusu içindeyim; korkumu dindirecek biri yok. Sen beni korkuttuktan sonra kim bana güvence verebilir ki?! Sen beni yalnızlığa ittikten sonra kim bana yardım edebilir ki?! Sen beni güçsüz kıldıktan sonra kim beni güçlendirebilir ki?! Ey mâbudum! Kula, Rabbinden başkası; yenilgiye uğrayana, galip olandan başkası güven verebilir mi?! Aranana, arayandan başkası yardım edebilir mi?! Ey Tanrım! Bütün bu sebepler senin elindedir ve kaçış sana doğrudur. O hâlde, Muhammed ve Âline salât eyle ve kaçışıma güven ver, dileğimi kabul buyur. Allah’ım! Eğer kerim yüzünü benden çevirir, veya büyük fazlını benden esirger, veya beni rızkından mahrum eder, veya (rahmetinin) sebebini benden keser isen, hiç kuşkusuz, arzularımdan hiçbirine ulaşamam, katındakini elde edemem. İllâ ki sen olacaksın, sen yardım edeceksin. Çünkü ben senin kulunum; senin yed-i kudretindeyim; perçemim senin elindedir. Senin fermanının karşısında benim bir emrim olamaz. Hükmün, hakkımda geçerlidir. Hakkımdaki kaza ve kaderin adalete dayalıdır. Saltanatından çıkmaya gücüm yetmez. Kudretinden dışarı çıkamam. Sevgini cezbetmek, rızanı kazanmak ve katındakine ulaşmak, ancak sana itaatle ve bol rahmetinin sayesinde mümkündür. İlâhî! Zelil bir kulun olarak sabahlayıp akşamlamaktayım. Senin yardımın olmadan kendim için ne bir yarara, ne bir zarara malik değilim. Kendim hakkında buna tanığım; güçsüzlüğümü, çaresizl... Devamı

İmam Cafer Sadık’ın (as) İlmi Azameti

2011-06-19 09:55:00

İmam Sadık’ın (as) yüceliğine dair çok sayıda kanıt mevcuttur. Tüm şia ve sünni alimleri bunu kabul etmektedir. Büyük alimler ve fakihler Hazretlerinin ilmi azameti karşısında saygıyla eğilerek ilmi üstünlüğünü övmüşlerdir. Hanefi mezhebinin ünlü lideri “Ebu Hanife”: Ben Cafer b. Muhammed (İmam Sadık)’den daha bilginini görmedim, diyordu.[1] <<<< Yine diyordu ki: “Mansur” (Devaneki); “Cafer b. Muhammed”(İmam Sadık)’i ihzar ettiğinde beni çağırıp: Halk Cafer b. Muhammed’e hayrandır, onu altetmek için bir takım zor meseleler düşün, dedi. Ben kırk tane zor mesele hazırladım. Mansur “Hayre-Hıyre”de olduğu bir gün beni ihzar etti. Meclisine girdiğimde Cafer b. Muhammed’in Mansur’un sağında oturduğunu gördüm. Onu gördüğümde azamet ve ululuğu beni öyle etkiledi ki, Mansur’u gördüğüm de hiç böyle bir durumla karşılaşmamıştım. Selam verdim, Mansur’un işaretiyle oturdum. Mansur, (İmam) Cafer’e dönerek: Bu Ebu Hanife ‘dir, dedi. Onu tanıyorum, diye cevapladı (İmam Sadık). Sonra Mansur bana dönerek: Ey Ebu Hanife! Meselelerini Ebu Abdullah (Cafer b. Muhammed) ‘a sorabilirsin, dedi. Ben meselelerimi birer birer sormaya başladım. Sorduğum her mesele hakkında: Bu konuda sizin inancınız şudur, Medinelilerin inancı şöyledir ve bizim inancımız böyledir, buyuruyordu. Bazı konularda bizimle, bazı konularda Medinelilerle aynı görüş sergiliyordu. Böylece kırk meselenin tamamını sordum hepsini de yanıtladı. Konuşmasının bu noktasında Ebu Hanife, İmam Sadık (a.s)’ı işaret ederek: O; halkın en bilgini, fetvalarda ve fıkhi meselelerde halkın ihtilafını en iyi bilen kişidir, dedi.[2] >>>> Maliki Mezhebi’nin lideri “Malik&r... Devamı

Cehenneme götürülme ayetleri

2011-06-18 17:42:00

Ateşin içinde yüzükoyun sürüklenecekleri gün Cehennemin dokunuşunu tadın" (denecek). (Kamer Suresi, 48) Cehennem... Allah'ın "Kahhar" (Kahredici), "Cebbar" (istediğini zorla yaptıran), "Muntakim" (intikam alıcı) gibi isimlerinin sonsuza dek tecelli edeceği bu yer, insana her yönden acı vermek için özel bir yaratılışla yaratılmıştır. Kuran ayetlerinde cehennem yaşayan bir canlı gibi tasvir edilir. Bu canlı, inkarcılara karşı öfke, nefret, hınç ve istekle doludur. Yaratıldığı günden beri, sabırsızlıkla, Yaratıcımızı inkar eden kafirlerden intikam almayı beklemektedir. Cehennem, ayetlerde belirtildiğine göre, insana delicesine susamıştır. Kafirlere olan nefretinden çılgına dönmüştür. Yalanlayanları gördüğünde öfkesinin şiddetinden parçalanacak gibi olur. Bu ateşin yaratılışının tek amacı vardır; kahredici bir azap vermek. O da görevini yapacak, acıların en büyüğünü verecektir. İnkar edenler, Allah'ın huzurunda hesaba çekildikten sonra kitaplarını sol yanlarından alırlar. Bu an, sonsuza dek içinde kalacakları cehenneme sürülecekleri andır. Kafirler için hiçbir kaçış imkanı yoktur. Hazır bulundurulan milyarlarca insanın yarattığı mahşer kalabalığı kafirler için bir kurtuluş ya da gözden kaçma imkanı yaratmaz. Kimse bu kalabalığın arasına karışıp kendisini unutturamaz, kaybettiremez. Cehennem ehlinin her biri, kendisi için görevlendirilmiş bir şahit, bir de sürücü melekle gelir: Sur'a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür. (Artık) Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir. Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüy&u... Devamı

Allah(c.c)ın Cemâli

2011-06-18 17:38:00

Tüm güzellikleri yaratan Rabbimizi görmek, O’nun cemalini seyretmek, selamını dinlemek kadar büyük bir saadet olabilir mi? Bu büyük buluşmanın gerçekleşmesi akla göre mümkün, kaynaklarımıza göre kesin olduğu halde bazı insanlar bu konuda şüpheye düşebiliyorlar. Allahu Tealâ’nın müminler tarafından görüleceği konusunda şüphesi olanlar şu soruları soruyorlar: Gözümüz bunca mesafeden güneşe bile bakamıyor. Güneşi ve bütün alemleri yaratan Yüce Allah’ın zatına bu göz nasıl bakacak, buna nasıl dayanacak? Ayrıca bir şeyi görmek için onun bir yönde bulunması gerekir. Allah hangi yönde gözükecek? Oysa Rabbül Alemin için o şu yönde bulunur demek mümkün değil. Bu tür sorular her zaman sorulabilir. Bunlar bir müminin aklına da takılabilir. Bu durumlarda hemen şüpheye düşüp inkâra gitmek yerine, problemi çözmenin peşine düşüp, meseleyi incelemek gerekir. Ahiret şartları dünya ile aynı değil Önce, konumuzu aydınlatacak temel esasları hatırlayalım: İmanın esası, gayba iman etmektir. Gayb, yok olan değil, var olduğu halde görülemeyendir. Çok şey var ki, onları görmediğimiz halde kabul ediyoruz. Var olduklarını çeşitli kanıt, işaret ve belirtilerden anlıyoruz. İşte Yüce Yaratıcımız, melekler, akıl, ruh görmeden kabul ettiğimiz varlıklardır. İdrak ve algılama bakımından, içinde yaşadığımız dünyanın şartları ile ahiret aleminin ve cennetin şartları aynı değildir. Yüce Yaratıcımız zatını ahirette gösterecektir; ve elbette kullarına da o duruma uygun özellikler verecektir. Bir şeyi görmek onun her şeyini görmeyi gerektirmez. Mesela biz, bir insana bakarken onun sahip olduğu her şeyi, her öze... Devamı

Allah'ın kuluna verdiği değer

2011-06-18 17:36:00

"Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu  bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri  eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı [aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." [Buhârî,  Rikak 38.] Devamı

Allah'ın dünyaya verdiği değer

2011-06-18 17:35:00

Kütüb-ü Sitte 1946 - Sehl İbnu Sa'd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Eğer dünya Allah nazarında sivri sineğin kanadı kadar bir değer taşısaydı tek bir kafire ondan bir yudum su içirmezdi." Tirmizi, Zühd 13, (2321); İbnu Mâce, Zühd 11, (2410). Devamı

Küçük şeyler

2011-06-18 17:32:00

En iyi şeyler küçük çıkınlarda taşınırmış küçük bir beden çoğu kez büyük bir ruha yataklık edermiş Ufak balıklar lezzetli olurmuş Ateşe küçük odunlar atılırsa alevler artarmış, büyük odunlar ateşi söndürebilirmiş Her küçük şey mutlaka işe yararmış, birçok küçük bir büyük edermiş Sağanak dediğimiz küçük damlacıklardan ibaretmiş Ufacık bir yağmur kocaman bir toz bulutunu yok edebilirmiş Muazzam bir aydınlık küçük bir delikten görülebilirmiş Saman çöpü rüzgarın yönünü gösterirmiş Bütün hasat bir kıvılcım yüzünden elden gidebilirmiş Büyük bir geminin batması için küçük bir delik yeterli imiş Çok veren malından az veren canından verirmiş Yükte hafif olmak pahada ağır olmaya engel değilmiş Deve büyükmüş ama ot yermiş, şahin küçükmüş ama et yermiş İnsan küçük bir adama iyiliği dokunduğu zaman cömertliği öğrenebilirmiş, büyük adama iyilik ederse öğreneceği şey ızdırap olurmuş Büyük adamın büyüklüğü devam ediyorsa bunun sebebi; onun küçük adamlara gösterdiği ihtimam imiş Büyük makineleri küçük çarklar çalıştırırmış Küçük başlangıçlar olmadan büyük sonuçların sağlandığı vaki değilmiş Hasılı; Her şey küçük bedende başlar Yürekte büyür Geliştikçe şekillenir Sevdikçe yüceleşir Alıştıkça kolaylaşır Her zaman yakınındadır Kavuşmak için; Sadece küçük bir adım atmak kalır ... Devamı

Allah haram ettiği..

2011-06-18 17:29:00
Allah haram ettiği.. |  görsel 1

Allah size haram ettiği şeyde şifa halketmedi.. Devamı

İlk insanların vahşi olduğu doğru mudur?

2011-06-17 17:19:00

İlk insanların vahşi olduğu doğru mudur? Hayır, doğru değildir. Âdem aleyhisselama indirilen kitapta, iman edilecek hususlar ve ibadet bilgilerinin yanı sıra, çeşitli dillerde lügatler, birçok sanatlar, tıp, ilaçlar, aritmetik, geometri gibi bilgiler de bildirilmişti. Her devirde medeniyetten uzak insanlar olabilir. Bugün bile Afrika’da, medeniyetten, bilimden uzak yaşayan kabileler vardır. Bunlara bakılarak, bugünkü dünya için ilkel denilemeyeceği gibi, eski devirlerde, medeniyetten uzak yaşayan insanlara bakarak, hepsi için ilkel denilemez. Eski devirlerde, medeniyetin, bilimin çok ilerlediği zamanlar da olmuştur. Sonra çeşitli tabiî afetlerle ve topluca helak olan kavimler sebebiyle bunlar yok olmuş, daha sonra da her ilim dalında tekrar ilerlemeler olmuştur. Buna örnek olarak, gazetelerde, yakın zamanda yayınlanan bir haber şöyleydi: Kayseri-Sivas karayolu üzerindeki Kültepe Höyüğü’nde yapılan kazılarda bulunan Asurlu bir tüccara ait iskeletin incelemesi sonucu, yaklaşık dört bin yıl önce, kafatası açılarak, beyin zarı iltihabı operasyonu yapıldığı tespit edildi. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, Kültepe-Kaniş Karum kazı alanında, 2010 yılı kazılarının Kaniş bölgesinde başladığını, kazının ilk gününde ise çok önemli bir mezar bulduklarını söyledi. Kulakoğlu, şunları söyledi: “Koloni çağına ait 4 bin yıllık mezarda, Asurlu bir erkek tüccara ait olduğu tespit edilen iskeletin kafatasında yapılan incelemede tüccarın başarılı bir beyin ameliyatı geçirdiği ve iyileştikten sonra hayatını kaybettiğini tespit ettiler.” Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Handan Üstünda... Devamı

Alemlerin isimleri

2011-06-17 17:18:00

Ruhlar ve melekler âlemi, bu ondört çeşit ruhla tamam olmuştur. Bu âlemin en yüksek, en saf ve en güzel olanını gayb âlemi, lâhut âlemi, ceberut âlemi diye adlandırırlar. Ortasına, ruhlar âlemi, mânâlar âlemi, emirler âlemi, derler. Alt kısmına, en kesif ve cisimlere yakın olan kısmına mücerret âlemi, berzah âlemi, misal âlemi derler. nam ve şanını ortaya çıkarmak için cisimler âlemini yarattı. Bunun üzerine ilk cevhere muhabbetle bir daha bakmıştır. Onun yüzü suyu, utancından harekete gelip dalgaları yükselmişti r ve cevherin yüce özünden arş-ı âzam vücuda gelmiştir. Öteki özlerinden kürsü, cennet, cehennem, yedi gök, dört unsur vücuda gelip şekillenmiştir. Arş-ı âlâdan esfel-i sâfiline dek bu sûret âlemi, bu tertip üzere düzen bulup, onbeş çeşit cisimle mülk âleminin ortaya konuşu tamam olmuştur. Bu âlemin üst tabakasına ulvî âlem, beka âlemi, ahiret âlemi derler; orta tabakasına orta âlem, gök cisimleri âlemi, felekler âlemi, gökle âlemi derler; alt tabakasına süflî âlem, cisimler âlemi, unsurlar âlemi, oluş ve bozuluşlar âlemi, dünya âlemi derler. Ruhlar ve melekler âlemindekilerle mülk âlemindekilerin toplamı yani ruhların çeşitleri ile basit cisimlerin sınıflarının hepsi, harfler misali yirmi dokuzda tamam olmuştur.Her iki âlemin varlıklarının birleşmesinden üç kısım bileşik cisim vücuda gelmiştir: Madenler, bitkiler ve hayvanlar. Tıpkı hece harflerinden isim, fiil ve harflerin vücuda gelip, insanların lisanı olduğu gibi, her iki âlemdekilerden de üç bileşim ortaya çıkıp, onlardan cihan kitabı sonsuz m... Devamı

Mearic süresi (hesabın dehşeti)

2011-06-17 17:17:00

Bismillahirrahmanirrahim 11. Yubassarunehum yeveddulmucrimu lev yeftediy min 'azabi yevmeizin bibeniyhi. 12. Ve sahıbetihi ve ehıyhi. 13. Ve fasıyletihilletiy tu'viyhi. 14. Ve men fiyl'ardı cemiy'an summe yunciyhi. 15. Kella inneha leza. 16. Nezza'aten lişşeva. 17. Ted'u men edbere ve tevella. 18. Ve cema'a feev'a. 19. İnnel'insane hulika helu'an. 20. İza messehuşşerru cezu'an. 21. Ve iza messehulhayru menu'an. 22. İllelmusalliyne. Bismillahirrahmanirrahim 11- Birbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını, 12- Eşini ve kardeşini, 13- Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini, 14- Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin. 15- Hayır, o alevlenen bir ateştir. 16- Derileri kavurur, soyar. 17- Çağırır, sırtını dönüp gideni, 18- Mal toplayıp kasada yığanı, 19- Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır. 20- Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır. 21- Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder. 22- Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır. Devamı

Cehennem kapılarını kapatan dua

2011-06-17 17:16:00

“Hâ mîm'ler yedidir: Cehennemin kapıları da yedidir. Her Hâ mîm gelip Cehennemin bir kapısına durur ve; "Yâ Rab, bana inanan ve beni okuyan kişiyi bu kapıdan içeri sokma" diye yalvarır.” “Allahü teâlâ, yedi Hâ mîm'leri bana Tevrât yerine; Elîf lâm râ'lardan Tâ sîn mîm'lere kadar olan sûreleri İncil yerine; Tâ sîn mim'ler ile Hâ mîm'ler ve Mufassal yani Hucurât'tan sonraki sûreler ile üstün kıldı, benden önce hiç bir peygamber onları okumamıştır.” Abdullah bin Mes'ûd buyurdu ki: "Hâ mîm"ler Kur'ân-ı kerîmin süsüdür." Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: “Herşeyin bir özü vardır Kur'ânın özü ise "Hâ mîm"lerdir” “Cennet bahçelerinde yükselmeyi arzu eden kimse "Hâ mîm"leri okusun” Devamı

Nefsin kötü sıfat ve özellikleri

2011-06-17 17:16:00

Kötülüğü emreden, insanlara dünyadaki imtihanlarını kaybettiren nefsin yaklaşık 12 temel kötü sıfatı vardır: Açık ve gizli şirk, zulüm, küfür, yalancılık, şehvetperestlik, nefs arzusunu tanrı edinme, alaycılık-dedikodu, kibir, israf, cimrilik, hased-kıskançlık, ihanet-vefasızlık, öfke-kin. Maun 107/1-7: " Gördün mü o dini yalan sayanı. İşte odur yetimi iter-kakar, yoksulu doyurmaya ön ayak olmaz. Vay haline o namaz kılanlara ki, namazların da gaflet içindedirler, ikiyüzlülüğe sapanlar onlar. Ve yardıma engel olurlar. " ZULÜM - EZİYET ETME 3/57: ... Allah, zalimleri sevmez. 28/50: ... Allah, zalimler topluluğunu güzele ve doğru yola eriştirmez. 5/45: ... Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir. Küfür; gerçeği örtme, nimeti gizleme, inkâr etme, nankör olma manalarına gelir. Küfre sapana da kâfir denir ALAYCILIK - DEDİKODU , ŞÜPHECİLİK 49/11: Ey İnananlar! Bir topluluk başka bir topluluk ile alay etmesin. Olabilir ki alay ettikleri topluluk kendilerinden hayırlıdır. Bazı kadınlar başka kadınlarla alay etmesinler. Alay ettikleri, kendilerinden hayırlı olabilir. Kendi kendinizi ayıplamayın. Birbirinizi kötü takma isimler ile çağırmayın... 49/12: ... Şüphecilikten çok sakının. Çünkü şüpheciliğin bir kısmı ağır günahtır. Sinsi casuslar gibi ayıp aramayın. Biriniz diğerinin arkasından çekiştirmesin. Sizden biri ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? 104/1: Arkadan çekiştiren, kaş ve göz hareketleriyle alay eden kimselerin vay haline! Dedikodu (gıybet) yani arkadan çekiştirme de,nefsin en kötü sıfatlarından biridir Bir kimsenin arkasından onun hoşlanmayacağı şeyler söyleyerek dedikodu yapmak, doğru dahi olsa g&uu... Devamı

Irkçılığın Dinimizdeki Yeri.

2011-06-17 17:13:00

Irkçılık nedir, ırkçılığın dinimizdeki yeri nedir? İslamiyet, hangi ırk, dil ve ülkeden olursa olsun, bütün Müslümanların birbirinin kardeşi olduğunu bildirir. Allah indinde herkes, insan olarak, bir tarağın dişleri gibi birbirine eşittir. Namaz kılarken, en büyük rütbeli bir Müslümanla en küçük rütbeli, en zenginle en fakir, bir beyazla bir zenci Müslüman yan yana durur ve Allahü teâlâya birlikte secde ederler. Dinimizde ırk ve millet üstünlüğü yoktur. Müslüman zenci bir hizmetçi, kâfir bir beyaz kraldan üstündür. Kâfir kral ebedi Cehennemde, Müslüman zenci hizmetçiyse ebedi Cennette kalacaktır. İnsanın siyah olması imanın şerefini azaltmaz. Resulullahın çok sevdiği Bilal-i Habeşi hazretleriyle Üsame bin Zeyd hazretleri siyahtı. Hazret-i Bilal’a müezzinlik görevini vermişti, Hazret-i Üsame’yi de, daha 18 yaşındayken, birlik komutanı yapmıştı. Bazıları, (Asiler Medine’ye gelip halifeyi öldürebilirler. Çok genç olan Üsame’yi değiştirseniz nasıl olur?) dediklerinde Hazret-i Ebu Bekir, (Resulullahın beğendiği komutanı değiştiremem) dedi. Ebu Leheb ve Ebu Cehil kâfirleri beyazdı. Allah indinde ve Müslümanların gözünde çok aşağıydılar. Allahü teâlâ insanın rengine değil, imanına ve takvasına kıymet vermektedir. Hiç kimse ana babasını seçemediği için, ırkını, milliyetini de seçemez. Ancak, ceddinin dine hizmetlerinden dolayı ırkını sevmesi, suç olmaz. Mesela, Osmanlı Türklerini sevmek kınanmaz. Hatta hizmetlerinden dolayı her zaman dua etmek gerekir. Yahudi kendini asil bilir. Hıristiyan, zenciyi aşağı görür. İslam dini, ırk, renk, milliyet, siyasi inanç, lisan ve tah... Devamı

Abdeste ve Namaza Yeni Başlayanların Soruları..?

2011-06-17 17:12:00

Birinci soru: Ben namaza yeni başlayınca abdeste de yeni başladığım kendiliğinden anlaşılacaktır. Bu acemiliğimden dolayı çevremden ikazlar alıyorum, şunu yanlış yapıyorsun, şunu unutuyorsun gibilerinden. En son aldığım uyarılardan biri de, abdest alırken okunacak duaları bilemeyişim. Ben şu anda sadece abdestimi alabiliyorum, bu sırada okunacak duaları ezberlemediğimden dua okuyamıyorum. Dua okumazsam abdestim boşa mı gitmiş olur? Cevap: Abdest alırken okumanız tavsiye edilen dualar abdestin farzından vacibinden değil, sadece adabındandır. O duaları okumadan aldığınız abdest sahihtir, bir şüpheye düşmenize hiç gerek yoktur. Şöyle de ifade edebiliriz. Abdesti alırken seleften nakledilen o duaları okuyanlar sevap alırlar, okumayanlar ise günaha girmezler, abdestlerinde bir eksiklik söz konusu olmaz. Ancak abdeste başlarken en başta okumamız gereken Besmele sünneti, bunlardan ayrı bir önem arz etmektedir. Peygamberimiz, abdestin başında Besmele çekmeyi hem tavsiye etmiş hem de kendisi abdeste hep Besmele ile başlarken buyurmuş ki: - Besmele çekmeden başlanan abdestin sevabında eksiklik vardır!.. Yani Besmele'siz başlamayın abdestinize!.. Bu konudaki bir başka hadis-i şerifte de buyrulur ki: - Abdestine Besmele ile başlayanın, her tarafı temiz olur. Besmele'siz başlayanın ise sadece abdestte yıkadığı yerleri temiz olur!.. Öyle ise abdeste Besmele ile başlama sünneti hiç ihmal edilmemelidir. Sözü buraya getirmişken Besmele'nin başta çekilmesi gerektiğini ifade eden şu önemli hükmü de hatırlatmış olayım. Yemek yerken başta çekmeniz gereken Besmele'yi nerede aklınıza gelirse orada çekebilirsiniz. Çünkü yemeğin her lokması ayrı bir ibadet sayılır. Ancak abdestte böyle değildir. Abdestin başından sonuna kadar hepsi tek ibadet sayıldığından, başında Be... Devamı

Peygamberimiz (A.S.M.) Kur'an'ı Nasıl Okurdu?

2011-06-17 17:10:00

Efendimiz (a.s.m.) Kur’an’ı sahabelerine okurken kelimelerin ve ayetlerin manalarına dikkat çeker, ayetlerin verdiği mesajı anlatmaya çalışırdı. İslam âlimleri de Kur'an'ın her ayetini düşünerek, ondan ibret ve dersler çıkararak okurlardı. Acaba bizler de Kur’an’ı gerçek anlamıyla okuyabiliyor muyuz? Kur’an-ı Kerim’le ilk defa Efendimiz (a.s.m.) muhatap olduğu gibi, ilk defa da o okumuştu. Ama asıl olarak Peygamberimize (a.s.m.) Kur’an’ı okumasını öğreten Yüce Rabb’imizdir. Peygamberimiz (a.s.m.) Kur’an’ı sadece okumakla emrolunmamış, okutmak ve insanlara öğretmekle de görevlendirilmişti. Bu görevini ayet şöyle bildiriyor: “Kur’an’ı Biz sure sure, ayet ayet ayırdık ki, insanlara fasılalar halinde okuyasın ve anlayıp öğrenmeleri kolaylaşsın.” (İsrâ Suresi, 106) Bunun için Kur'an bir kalp ve gönül rahatlığı içinde huşû ile okunmalı, okurken ayetlerin mana derinliğini düşünmeye çalışmalı ki istifade ve hissemiz fazla olsun. Rabb’imiz de Kur'an'ın bu şekilde okunmasını emrediyor: “Onlar Kur'an'ın manasını düşünerek okumazlar mı?” (Nisâ Suresi, 82) “Sana indirdiğimiz şu kitap çok mübarektir. Akıl sahipleri onun ayetlerini düşünsünler, ondan öğüt alsınlar.” (Sâd Suresi, 29) Kur'an okumayı büyük bir zevk haline getiren âlimler, Kur'an'ın her ayetini düşünerek, ondan ibret ve dersler çıkararak okurlardı. Bu zatlar aynı zamanda bir sünneti de yerine getiriyorlardı. Hz. Ebu Zer'in rivayetine göre Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir gece sabaha kadar şu ayeti tekrar etti: “Ey Rabb’im, eğer Sen onları azabına çarptırırs... Devamı

İnatçı çocuğa nasıl davranmalı

2011-06-17 17:01:00

Anne ve babaların içinden güçlükle çıktığı bir durumdur. Çocuğun inatlaşması illaki dediğim dedik deyip, istediğini yaptırması ebeveynleri zor durumda bırakır. Çocuklarda inatlaşma davranışı 2–4 yaş arasında daha sık görülür. Ancak genelde inatlaşma her yaş döneminde görülebilir. Çünkü çocuk bir birey olduğunun farkına varmaya başlar. Bunu da her konuda fikir ayrılığı yaparak ve söylenenlere uymamakla gösterir. Bağımsızlıklarını ortaya koymak için inatlaşma sürecine girer. Çocuk kendini yeniden keşfettiği için bu durum normaldir. Sürekli ailesiyle ve çevresindeki kişilerle fikir çatışması yaşayabilir. Öncelikle anne ve babalar çocuklarının gelişim dönemlerini iyi bilmeli ve bu dönemin özelliklerini öğrenip ona göre bir tutum sergilemelidir. Böylece karşılaşılan sorunlarda anne ve baba nasıl davranacağını kolaylıkla bilir. Çocuklar her dönemde farklı hareketler sergiler ve birbirinden farklı kişiliklere bürünebilirler. Bu durum anne ve babayı oldukça rahatsız eder. Çocuğunun istediği bir kişilikte olması hatta kendisinin kopyası olmasını isteyen anne ve baba çocuğun bu bağımsız halini elbette istemeyecektir. Bazen çocuk neyi istediğini bile bilmeden, farklı fikirler sunup insanlarla inatlaşacaktır. Bu durum da bağımsızlığını kazanmak isteyen bir çocuğun, kendi istediğini yaptırmaktan başka bir şey değildir. Çocuklarda İnatlaşma Çocuk bağımsızlıkla beraber dünyayı keşfetme merakı içine düşer. Bazen ebeveynler çocuğun neyi isteyip istemediğini bile anlayamazlar. Çünkü bu dönemde çocukların fikirleri oldukça hızlı değişir. Zaten inatlaşmanın altında ilk önce bağımsız birey olma, daha sonra dünyayı keşif merakıdır. Aile... Devamı

Savaşların insanlar üzerindeki etkileri nelerdir?

2011-06-15 23:55:00

Savaşın insan sağlığı üzerindeki tehdidi yalnızca savaş sırasında görülmüyor. Amerika'da askeri atıklar yüzünden, askeri tesislere yakın yerleşim yerlerinde yaşayanlarda kanser vakası giderek artıyor. Asker ve Savaş Karşıtı Komitesi'nin (COMD) web sitesinde yer alan bir rapora göre, bu yerleşim yerlerinde doğan çocukların % 100'ü savaş kirliliğine maruz kalarak dünyaya geliyor. Bu sanayi bölgesindeki yetişkinlerin %90'ı, çocuklarınsa %80'i buna bağlı sinir sistemi, solunum yolları hastalıklarına sahipler. Kısacası savaşın doğrudan etkisinin asla görülmediği Amerika'da savaş endüstrisinin doğurduğu sonuçlar, savaşın etkisini nesiller boyu taşıyan savaş mağduru toplumları nasıl etkileyebildiğini göstermeye yarıyor. Savaşın yol açtığı hastalıklar Kanser: Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombasından sonra yakın tarihin en yakın savaşlarından Körfez Savaşı'nın olumsuz sonuçları, son beş yılda etkisini göstermeye başladı. Son bir kaç yıldır 12-13 yaşında meme kanserine yakalanan Iraklı çocukların sayısı giderek artıyor. Iraklı çocuklarda yaygın olarak görülen bir diğer kanser türü ise lösemi. Uzmanlık alanı radyasyon ile kanser arasındaki ilişki olan Boston Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümü Profesörlerinden Dr. Richard Clapp, 1995 yılında yayımladığı raporda savaştan sonra tiroid kanseri riskinin 2.5, testis kanserinin 2.2, beyin tümörünün 1.5, meme kanserinin görülme olasılığınınsa 1.3 kat arttığını belirtti. Bağışıklık sistemi hastalıkları: Savaşın ve savaş artıklarının verdiği zarar yalnızca kanser türlerinin çoğalmasıyla sınırlı değil. Zira savaş sonrası doğan çocukların bağışıklık sistemi son derece zayıf olduğundan, buna bağlı hastalıklar da savaş mağduru çocuklarda bolca gör&u... Devamı

Nefret Etmekten kurtulmak

2011-06-15 23:52:00

Nefrete bir başka anlayışla bak. Nefretle dolu insanlara saldırma, bir boyutta bunu senden talep ediyor olsalar bile. Temelde nefret bir yardım çığlığıdır. İçsel bölünmenin bir ifadesidir. Hiç kimseden kendinde yadsıdığın parçandan nefret ettiğinden daha fazla nefret edemezsin. Başkalarına duyduğun nefret içsel öz nefretin dışa vurumudur. Nefret ettiğin şey kendinde kabul etmediğin şeyin dışa vurumudur. Bunu görebilmen için görünenin ötesine bakmak gerekir. Kimi değişimi temsil eden herşeyden nefret eder, kendini değiştirmek istemediği için. Kimi zayıf olarak gördüğü herşeyden nefret eder, kendi zayıflığından nefret ettiği için. Kimi, her türlü otoriteden nefret eder kendi gücünden korktuğu için. Kimi kendisinden farklı herşeyden korktuğu için nefret eder kabul etmez. Kendisini güvende hissetmediği için. Nefret ettiğin her ne ise kendi içindeki parçasının adını koyuyorsun. Nefret ettiğin şey kendi içinde reddettiğin ya da yadsıdığın şeydir. Kişi nefret ettiğinde korku içindedir. Korku içinde olmak acı içinde olmaktır. Nefret kendini bir şekilde yaralama biçimidir. Nefrete etmenin yanlış olduğunu düşünmek nefretten nefret etmektir. Nefretini gösterdiğinde reddedilmekten korktuğun için nefretini bastırma. Bu korkuyla kontrad imzalamaktır. Nefretini bastırdığında nefret ettiğin parçanla irtibatını kaybedersin ve nefret derinlere gömüldükçe korku ve acı artar. Nefretten nefret etme. Nefretin üzerine sevgi ışığını gönderirsen, nefretin kökleride açığa çıkar ve iyileşmeye başlarsın. Nefret kişinin acı içinde olduğunu görmesini sağlar. Acıyı tanıdığında ondan özgürleşirsin. Nefret etmekten nefret ettiğini söylemekle yine nefret etmiş oluyorsun ve bu seni nef... Devamı

BİR KİTAP: Tanzifat-ı İstanbul

2011-06-15 23:47:00

İSTANBUL Kültür Tarihçisi ve Sultanbeyli Belediyesi Kültür Müdürü Mehmet Mazak ve Kültür Dergisi Yayın Yönetmeni Fatih Güldal’ın kaleme aldığı, Osmanlı toplumu ve İstanbul’un geçmişte Avrupa’ya örnek olmuş bir konudaki zenginliğini günümüze aktaran “Osmanlı’dan Günümüze Temizlik Tarihi Tanzifat-ı İstanbul” eseri Yeditepe Yayınevi’nden çıktı.     Kaynak:Yeni Asya Gazetesi Devamı